Devletsiz piyasa olmuyor

Yirmi birinci yüzyılda belki de en popüler ve en zengin firmalardan olan Facebook, Google firmalarını bilmeyen kimse yoktur. Bu iki firmanın teknolojide veya onun sunum şeklinde yarattıkları yenilikler ile hayatımızın neredeyse her gününde karşımıza çıkan ve bu sayede inanılmaz zenginliklere sahip olmuş firmalardır. Facebook Inc. piyasa değeri 515 milyar dolar iken Google’un sahibi görünen Alphabet Inc. piyasa değeri ise 704 milyar dolar. Bu firmaların nasıl bu kadar zengin olabildiğini herkes bir şekilde anlatmaya çalışmıştır ama esas destekçi veya yaratıcısı inanılmaz bir şekilde devlettir. 4 Nisan 2012 tarihinde eski ABD başkanı Obama bakın ne demişti? “Temel araştırma ve bilime yatırım yapılmasına inanan biriyim. Çünkü bugünlerde inanılmaz zenginlik yaratan inanılmaz firmalar olan Facebook, Google bu olmasaydı bugün hayatta olmazdı” Peki, devlet yatırımı bilime, eğitime yapıyorken direkt yatırım da yapıyor mu bu firmalar? Çok ilginç bir bilgi şimdi. In-Q-Tel isimli firmayı kaçınız duymuştur?

Bu firma teknoloji şirketlerine yatırım yapan bir firma ama sahibi çok ilginç. Bu firmanın sahibi ve sponsoru Amerikan merkezi haber alma teşkilatı CIA. Evet CIA teknolojiye yatırım yapıyor. Hatta firma isminden “Q” harfi, James Bond filmlerinde Bond’a teknolojik cihazlar yaratıp veren bilim adamının isminden gelmekte.
Örnek yatırımlarına bakalım. Google’ın harita sistemi olan “Google Earth”, Facebook, Twitter ve Instagram’ın veritabanlarının sistem sağlayıcısı Pathar, Skincential Sciences kozmetik firması (DNA toplamayı kolaylaştıran bir ürünü var), ve bir sürü yapay zeka, elektronik ve teknoloji şirketi daha listesinde. Bütün bunları niçin yazdık? Devletin eli bulaşmadan en büyük serbest piyasa yanlısı görünen ülkelerde bile zengin olmak çok zor.

Devletin kaynakları yetmediğinde borçlanma yolu ile devletin seçtiği veya politikacıların benimsediği sektörlere kaynak aktarımı yapan Batı devletlerinin durumlarına bakalım. Kamu borcunun GSMH’ye oranlarında en üstte yer alan örnek batı ülkeleri Japonya, ABD, Kanada, Fransa, İspanya, İtalya, İngiltere. Bu ülkelerin borç oranları %90 ve üstünde. Karşılaştırma için bakalım. Rusya %17, Brezilya %69, Türkiye %28, Pakistan %66. İlginç bir şekilde görülecektir ki serbest piyasa diye bahsedilen şey aslında devletin bazı kişilere bazı ayrıcalıkları tanıyarak bazılarına yasak etmesi veya ulaşmasına engel olması üzerine kurulu bir sistem.

Kamu borçları GSYİH’ya oranı

Gerçek bir serbest piyasadan bahsedebilmemiz için örneğin isteyen çocuğunu veya organını satabilmeli. Çocuklar çok küçük yaştan itibaren çalıştırılabilmeli. Çalışma hakkını niye alasınız elinden diye savunabilir bu çocukların aileleri sonuçta. Veya bir işçiyi sadece su parasına çalıştırabilirsiniz ne de olsa sözleşme yapma hakkı var herkesin istediği şartlarla. Bozuk mal satabilirsiniz ne de olsa herkesin seçme hakkı var. Göreceğiniz gibi bütün bunların devlet eli ile düzenlenmesi sonucunda serbest bir piyasanın önüne geçilmiş olundu. Sanırım vicdan sahibi kimse bu kadar özgür bir piyasayı istemez.

Ama devleti bunları düzenlemeye çağırdığınızda bazen politik amaçlara daha uygun düşen düzenlemelere gidilebiliniyor. Bunun sonucunda ise bazı sektör veya kişilere avantaj sağlayacak, bazı kişileri ise zor duruma düşürecek gelişmelere neden oluyor. İşte burada devlet eli ile yaratılmış ayrıcalıklılar ve devlet eliyle dışlanmış bir sınıf insan oluşuyor. Bu yüzden iş insanları politikacılar üstünde etkili olmak isterler. Onlara en basiti hangi sektörleri desteklemeleri veya hangi yasakları getirmeleri konusunda “tavsiye” de bulunmak isterler. Araları iyiyse devletin kaynaklarından veya olmayan kaynağı borçlanarak kendisine yaratmasını ve direkt eline vermesini isteyebilir. Devlet hem piyasa yaratıcı hem de yok edicisi sanırım.