Sağlık bakanlığı ne yapıyor?

KKTC sağlık bakanlığı bu ülkenin kamu yararını gözeterek sağlık hizmetlerini sağlamak ile yükümlüdür. Herkesin şikayet ettiği Dr. Burhan Nalbantoğlu Develet Hastanesi’de bu kurumun yönetiminde. İçerisine girdiğinizde boğazınızı sıkan negatif elektriği resmen kokladığınız bir yer. İnsan orada belli bir süre geçirirse sanki birceğez hasatalığa bulaşıp çıkacak gibi duruyor. Hizmet kısmı dillere destan. Sabahın köründe gelip (saat 06:00 geç sayılır) numara alamk için sıraya gireceksiniz (şimdilerde randevu ile hesapta ama hala o randevu saatinde gelip muayene olma ihtimaliniz sıfıra yakın) numara aldıktan sonra sırada doktor hanım veya beyin eşref etmesini bekleyeceksiniz diğer yaklaşık 100 küsür hasta ile. Şanslı gününüz ise doktor 09:30 da gelir, normal gününüz ise 11’e doğru. Şanssız gün ise hiç gelmez kimse de nerede olduğunu bilmez siz de bütün gününüz Godot’u beklemek ile geçer.

Doktorun yanına muayeneye girerseniz o gün, bu seferde doktorun asabi günüyse ağzınıza girer her konuşmanızda o da yetmez bazıları daha size dokunmadan ilaç yazar. Klasik hastalık belirtisi gösterirseniz o hastalığa uygulanan klasik tedavi önerilir ama hastalığınız ile ilgili verdiğiniz diğer semptomlar dikkate alınmaz sadece o hastalığa özel olanlara göre ilaç veya test verilir. Belki hızlı çözümler için doğrudur ama biraz gözlemci olmak lazım. Geçenlerde bir tanıdığımızın eşine radyografide bişeyin yok diye rapor verildiğini 1 yıl sonra özel bir üniversite hasatanesinde checkup’ta ilerlemiş tümör tespit edildiğini öğrendim. Eğer 1 sene önce radyolog dr 1 cm’lik uru görseydi bugün bu hasta kemoterapi görmezdi ve bütün sağlığı ve psikolojisi bu hale gelmezdi. Saniyelik umursamazlık nelere neden oluyor düşünün.

Eğer yatılı hasta olacaksanız biraz kendi tecrübemden bahsedeyim: 2 sene önce böbrek taşı ameliyatı oldum (kesiksiz başarılı bir ameliyat Dr. İsmet bey’e teşekkürler). Hastanede geçirdiğim 1 gece dillere destan oldu benim için. Normalde ameliyat öncesi kalman gerekmez falan dendi ama sonrasında bir gün müşaade altında kalmam gerektiğini söylediler. Özel bir oda tahsis edildi (tanıdıksız olmuyor; herkes gibi bizde biraz korkudan özel olsun dedik) Özel oda denilen 8-10 kişilik koğuş yerine 2-4 kişilik odalarda kalmak demek. Klimalar çalışmaz (Ağustostu sanırım), çarşaflar 2. Dünya harbından aşırılmış, tuvaletteki sabun veya kağıdın ne kadar hijyenik olduğu tartışılmaz gibi, ama ışıklandırma fena değildi. Niçin mi? Gece olunca anladım. Uykum gelince uyumak istedim ama aşırı sıcak ve ağrılarımdan pek uykum tutmadı. Gece yarısından sonra yatakta dönmem stentten ve büyük fiziki acılardan dolayı mümkün değildi. Işığı kapatıp uyumak istedim. Zil var hemşire çağırmak için. Bastım zile gelen giden yok.  Biraz daha bekledim belki birini duyarım koridordan da seslenirim ama tek duyduğum ses bugün bile aklımdan çıkmayan çoklu koğuştaki hastanın belki sabaha kadar “Bakarmısınız, hemşire hanım, su lütfen..su…” yakarmasıydı. Bir tane hemşire gelmedi. 02:00 civarı bir hemşire gelip ışığımı kapattı ama o su isteyen hastaya bakan olmadı sanırım belki sızdığı için adam hemşirenin geldiği saati kaçırmıştı.

Yani hasta olarak yatarsanız bireysel ilişkileriniz yoksa insan yerine konmazsınız. Sokaktaki köpeğe su vermeyi reklam salık verenler biraz da hemşirelerimize sıcak yaz aylarında hastalara su vermeyi hatırlatsınlar. Zor meslek kabul. 1.5 seneye yakın bende anestezi teknikeri olarak Hacettepe Üniversitesi hastanesinde çalıştım. Hastaların şikayetleri, ağrıları bitmez ama biraz güler yüz yada derin bir nefes alıp “ya ben onun yerinde olsaydım” diye düşünmelerini beklerim…

Bir cevap yazın