Kıbrıs meselesi niçin roman veya film gibi?

Yıllardır Kıbrıs meselesi ile ilgili yazılıp çizildi. Her seferinde biraz duraksama sonrası tekrar canlandı. Yazılan çizilenler temelde aynı odak etrafında dönse de yeni elde edilen bir bilgi kırıntısı ile canlı hararetli tartışmalar hiç eksik olmadı. Hep merak etmişimdir nasıl olur da insanımız hiç bıkmaz her seferinde aynı heyecan ve dikkatle konu üzerine yazar, çizer, konuşur ve kavgalar koparır. Sanırım cevap olabilecek bir yazıyı buldum.

Geçenlerde sürekli okuduğum bir blog (Günlük) olan Freakonomics’te herhangi bir konu üstünde sürükleyicilik nasıl sağlanır üzerine bir kısa araştırma yapmışlar. Meşhur yazar Harlan COBEN’e romanlarını nasıl sürükleyici yaptığını bir formülü olup olmadığını sordular. Coben yazdığı 27 roman ile dünya çapında 70 milyon kitap satmış ve bir çok ödüle sahip çok tanınmış bir polisiye yazarı. Formül olarak kısaca alışılmış beklentileri küçük sürprizler ile bozarak heyecanı sürekli canlı tuttuğunu, romanlarında cinayet değil kayıp insanlar üzerine araştırma yapan dedektif ve aileleri kullandığını çünkü ölüm sondur umut yoktur ama kayıp insan demek bir umut demektir. Bunun, roman okuyanı sürekli bir umutun peşinden gitmesini sağladığını ve arada standard olmuş kalıplardan uzaklaşıp sürpriz etkisi ile heyecanı canlı tutabildiğini söylüyor.

 

Tanınmış Booth Business School’dan araştırmacılar ise yaptıkları araştırmada ortalama 3 kere sürpriz olması bir hikayede başarılı bir sürükleyiciliğin olmasını sağlayabildiğini düşündüklerini söylediler. Futbolun niçin dünya çapında popüler olduğunu ise yine güzel bir örnek ile açıkladılar.

Bir futbol maçında gol sayısı azdır. Ama basket maçında maçın kaderini değiştirecek sayılar ancak en sona doğru belki görülür. Futbolda yerinizden kalktığınız an 5 dakika sonra geri geldiğinizde maçın kaderini değiştirecek önemli bir anı kaçırmış olabilirsiniz. Basket veya diğer sporlarda bu böyle değildir. Tekrar kaldığınız yerden devam edebilirsiniz. Bu bize futbolun niçin sürükleyici olduğunu gösteriyor. heyecan hiç bitmiyor bir an dalgınlık en önemli anı kaçırmanıza neden olabiliyor. Sürpriz olduğunda etkisi büyük olabileceği inancı çok baskın geliyor. Hiç sıkılmadan aslında belki skor bile olmayacak bir maçı izleyebiliyoruz ama basket, voleybol, tenis veya amerikan futbolundaki gibi skor sayıları 100lere ulaşan rakamları hayal bile edemiyoruz.

goal

Oscarlı yönetmen Brian Grazer (A beatiful mind, 24, Arrested development, Apollo 13 v.s.) ise sürükleyicilik için duygusal değişim anlarının ümidin hiç bitmediği hikaye gelişimi ile filmlerinin sürükleyiciliğini garanti ettiğine inandığını anlatıyor röportajda. Aslında Kıbrıs meselesi de aynı. 40 küsur senedir sıkılmadan sonunda umut olan bir hikayeyi izliyoruz. Skor hiç yok nerede ise futbol maçındaki gibi. Ama ya bu son an ise? Bu aşamada gol olacak ise yada kahraman ortaya çıkıp olayların akışını bir anda değiştirecek ise? Gözümüzü kırpamıyoruz. Afyonlanmış gibi bakıyoruz. Birşeyler söyleme isteği kıpraşıyor içimizde. Arada bir olan sürpriz gelişmeler ise (Yeni seçim sonuçları, yeni BM temsilcisi, Yeni öneriler, yeni aykırı söylemler…) heyecanı yukarıda tutup ilgi kaybını azaltıyor. Ama çok olmamalı biliyorsunuz yoksa inandırıcılığı kalmıyor 🙂 Bilmiyorum ne zamana bu roman biter ama ben başka kitaplar okumaya başladım. Bitince zaten kitabın sonunu hep beraber öğreneceğiz. Okusak da okumasak da.

Nasıl sürükleyicilik sağlanır (http://freakonomics.com/2015/07/29/how-to-create-suspense-a-new-freakonomics-radio-episode/)

Bir cevap yazın