Serbest olmayan piyasa ekonomisi

Bugün ekonomi kitaplarında ve birçok konu ile ilgili yazıda okuduğumuz veya duyduğumuz bir kavram “Serbest Piyasa” ekonomisi üzerine yazalım istedim. Farklı bir boyutunu, genelde yazılmamış, çizilmemiş tarafını görmenin yararlı olacağı kanısındayım. Özellikle “Gelişmeci” ekonomisti ve yazar Ha-joon Chang tarafından kaleme alınmış konunun ana öğeleri bence KKTC içinde yol gösterici olma ihtimali çok yüksek.

Şimdi örnek iki ülkeden başlayalım. Ülke A bir on yıl öncesine kadar aşırı korumacı, ortalama sanayi gümrük tarifesi %30’dan fazla. Yeni gümrük tarifelerindeki indirim bile önemli görünür veya gizli ticari gümrük tarifeleri üzerinde etkisiz kalmış. Ülke içine sermaye akışı ve çıkışında aşırı engellemeler var. Bankacılık sektörün genelde devlet elinde ve aşırı düzenlemelere maruz ve yabancı sermayeye çeşitli kısıtlamalar mevcut. Ülkede seçim yok ve yolsuzlukla dolu. Tescil hakları koruması çok zayıf ve korsan ürünlerde dünya başkenti olmuş. Birçok büyük işletme devlet malı ve çok büyük zararlara rağmen devlet teşvikleri ve monopol olmaları sağlanması ile ayakta. Ülke B ise son 20-30 yıldır dünyanın neredeyse en korumacı ülkelerinden biri. Sanayi gümrük tarifeleri %40-55 civarında. Halkın çoğu oy kullanamıyor. Oy satın alma ve seçim yolsuzlukları yaygın. Siyasi partiler devlet işlerini kendilerinin maddi destekçilerine satıyor ve bir tane memur bile neredeyse açık ve rekabetçi bir sınavla işe alınmamış. Devlet borçlarını ödememesi ile yabancıları korkuturken bir de yabancı yatırımcıları ağır bir şekilde engelliyor. Rekabet yasası yok ve kartellerin ve diğer monopollerin oluşmasına izin veren bir yapıda.  Tescil hakkı koruması ise yabancılara yok.

Bu iki ülkeye baktığınızda ne görüyorsunuz? Aşırı korumacı bir ekonomi, yabancı yatırımcıları dışlayan, tescil haklarını korumada çok kötü, devlet destekli monopoller, yolsuzluk…Ülke A bugünün Çin’i. Ülke B ise 1880 yılındaki ABD. Bugünün Çin’i tartışmasız en dinamik ve başarılı ekonomilerden biri ve 1880’deki ABD ise en hızlı büyüyen ülkelerden biri ve  1900’lerin başında bir anda dünyanın en zengin ülkesi konumuna ulaşmış. Aslında yaptıkları kısaca gelişmesini istedikleri bebek sanayileri kendi ayakları üstünde durana kadar aşırı korumaya alıp devlet teşvikleri ile desteklediler. Dışarıdan borç almak yerine devlet bonolarını tedavüle sundular. ABD devleti, üreticilere işçiler için Avrupanın 4 katı maaşları zorunlu kıldı. Eğer bu sağlanmaz ise işçilerin üretimden uzak duracağı ve başka alanlara geri döneceğini savunuyordu. Düşük maaşların üretimi zedeleyeceğine inanan siyasiler ağırlıktaydı. Hatta ileri gidip Bank of USA’de yabancı payının aşırı (sadece %30) olduğu gerekçesi ile bankacılık lisansını bile iptal ettiler.

Başka bir örnek belki KKTC’nin durumuna da daha uygun bir ülke olan Kore 1960’larda fazla işgücü olan ama az sermayesi ve doğal kaynakları neredeyse hiç olmayan bir ülkeydi. Ama devlet çelik üretmeye karar vermişti ve elinde demir cevheri yok iken bunu binlerce kilometre öteden ithal etmeliydi. Ve bunu devlet eliyle yapmaya niyetliydi hatta başına tecrübesiz bir ordu komutanını getirmesi birçok yabancı yatırımcı için (Birleşik Krallık, ABD, Fransa, Batı Almanya) görüşmelerin bitmesine zemin hazırlamıştı. Dünya bankasının yabancı yatırımcılara projeye destek vermeyin çağrısı ile  1969da yalnız kalmıştı. Japonyanın eski kolonisine ödediği “tadialt-tamir” fonunu japonyanın ikna edilmesi ile bu projeye aktarması sağlandı. 1973’te üretime başlanabildi. 1990’larda dünyanın en önde gelen çelik fabrikalarından biri olmuştu.  Ve bugün dünyanın 4üncü büyüğü. Yinbe 1960’larda LG group tekstil işine girmek isterken devlet zorlaması ve teşviği ile elektrik kablosu işine girdi. Bugünün en büyük elektrnik devlerinden biri. Hyundai ise kötü ekonomik durumu nedeni ile yine devlet zorlaması (ve batırılma tehditi ile) gemi üretimi işine sokuldu. Bugünkü durumu tartışmasız.

Bir cevap yazın