Retorik Ambargocular

Öncelikle bugünkü yazımı Sn. Öntaç Düzgün’ün tanımladığı “Beyaz Kıbrıslı Türkler” açısından okunmaması gereken bir yazı olarak görüyorum. Nedeni aşağıda yazılanlar tepkilerini çekebilir. Ana konumuz ambargolar. Bir arkadaşımın iddiası üzerine bizim ambargo altında olmamızın etkileri nedir diye araştıralım dedik. Sosyal ve kültürel ambargonun etkilerini burada tartışmaya gerek yok ama ekonomik ambargo olarak bazı önemli tespitlerim var. Ekonomiyi sözler ile değil rakamlar ile tartışabiliriz. Dünyada ambargo altında oldukları heralde en çok bilinen ülkeler İran, Küba ve Kuzey Kore’dir. Bu ülkelerin Dünya Bankasına göre kişi başı milli gelirleri sırası ile İran 5,315 $ (2014), Küba 6,789 $(2013) ve Kuzey Kore için 1,800 $(2011). KKTC’de ise 15,000 $ (2014) ile açık ara önde diyebiliriz sanırım. Komşumuz Türkiye ise 8872 $ (2014). Bu ülkeleri ekonomileri bazında biraz daha inceler isek yine sırası ile İran OPEC içinde 2. en büyük petrol ihraçcısı. 2015 için beklenen petrol geliri 250 Milyar $. Küba ise 2012’de 3 milyon turist ile 2 Milyar $ turizm geliri elde etmiş bir ülke. Kuzey Kore ise Çin’in tekstil üretimi merkezlerinden. Eğer biz ambargo altında iken bu ülkelerin her birinden en az nerede ise 3 kat daha fazla kişi başı gelire ulaştık isek burada sorgulamamız gereken bir sorun vardır. Ya biz ambargo altındayız der iken aslında retorik olarak öyleyiz yada rakamlarımız yanlış.

Rakamlarımız yanlış demek biraz zor duruyor. 2014 yılında 1 Milyar 784 milyon $ ithalat yapar iken 134 Milyon $ ihraç ürün yollamışız. Yani satış yaparak cebimize giren paranın 13 katı (% 1300) kadar yurtdışından mal almışız. İsterseniz bir de 1977-2013 yılları arasına bakalım. Yurtdışından toplam 21 Milyar 667 Milyon $’lık mal satın alır iken, dışarıya 2 Milyar 243 Milyon $’lık mal satmışız. Yani her sattığımız 1 $’lık mal için 10$’lık mal satın almışız. Kıbrıs Cumhuriyeti’nden ayrıldığımızdan beri nasıl idare etmişiz böyle üzerinde düşünmek gerekiyor. Mal ihracı yerine hizmet (turizm v.b.) sattık diyorsanız aynı dönem turizm gelirimiz 7 Milyar 347 Milyon $. Yine olmadı. Geriye kalan seçenek piyasaya yurtdışından giren para. Yasal olarak iki şekilde girebilir. Biri yatırım amaçlı gelen para, diğeri borçlanma veya yardım şeklinde devlet kanalı ile gelen para. Yatırım için gelen yabancı para gözle görünür bir sektör olarak bir tek emlakta var biraz da bankacılıkta. Diğer sektörlerde yani üretim olabilecek olanlar için yok denecek kadar az. Diğer yol olan devletin borçlanma ve aldığı yardımlar akla daha yakın geliyor. Mevcut borcumuz 5 Milyar 667 Milyon $. Hibeler için elimdeki rakam 1998-2014 arası 7 Milyar 913 Milyon TL. Bütün Turizm ve ihraç gelirimiz kadar borç ve hibe almışız diyebiliriz.

Beni düşündüren ve aslında hepimizi düşündürmesi gereken konu ambargo altındayız diye diye hem sağ hem sol partiler yıllarca ekonomide kötü giden herşey için bunu bahane gösterdiler. İran dünyanın en büyük petrol zengini ülkelerinden iken biz daha petrolü bulmadan şahış bazında iranlılardan çok daha üst kalitede yaşıyoruz. Yada Küba veya Kıbrıs Rum kesimi milyonlarca turist alır iken biz Türkiye dışında yıllık 310,000 turist (2013) ile onların başaramadığı bir ekonomik girdi/çıktı performansı oranındayız. Eğer ekonomik ambargo altında isek yine ambargo altındaki Kuzey Kore’de devlet başkanının gururla açılışını yaptığı başkentteki en yeni süper marketinin raflarında tek sıra sadece aynı marka ürün bulunur iken bizde süpermarketler Avrupa’daki her marka ve ürünü kolaylıkla bulabileceğiniz bir büyüklüğe nasıl ulaştı insan merak eder. Çok mu çalıştık yoksa çok mu tükettik? Üretmeye geçemez isek dünyanın en iyi barış anlaşması bile bizi kötü sondan kurtaramaz.

Bir cevap yazın