Sendikalar ve Ekonomi

Sendikaların çalışma yaşamında sosyal adaleti sağlayıcı veya dengeleyici rolü benim gözümde tartışılmaz. Ülkemizde sendikaların durumuna bakmadan önce yurtdışından dikkatimi çeken ilginç bilgileri önce sizinle paylaşmak isterim. Kimi ülkelerde sendikalar üretim karşıtı algılanırken (Örneğin İngiltere’de Thatcher Kömür işçileri sendikası’na karşı savaş açmıştı) kimi ülkede ise üretimin ana direği sayılır (1997’de İsveçli Volvo, Samsung şirketine ait inşaat ekipmanları bölümünü satın alırken karşısında sendika olmasına alışmış isveçliler yeni işyerinde olmaması (Samsung şirketinde sendikalaşma yasak) nedeni ile önce işçilere sendika kurmalarını talep etmişti). İsveç, İzlanda,  Finlandiya’da işçilerde sendikalaşma %70 oranlarında iken, ABD’de %11 civarında. İtalya’da %35, İngiltere’de %25 iken Almanya ve Hollanda’da %20’den az olmasına rağmen sendikalar bu son iki ülkede sendikaların gücü ülke politikaları üzerinde daha güçlü.  Sendikaların güçlü olduğu ülkelerde sendikalar sadece işçi ücret ve hakları ile değil, enflasyon kontrolü, kamu refahı ve endüstriyel yapılanma konularında da söz sahibi (H.J. Chang).

Bizim ülkemizde ise sendika sayısı ilginç bir şekilde fazla gibi. Maaş bordrolarında bulunan sendika sayısı 19. Kamu çalışan sayısının 17,787  olduğu bir ülkede neredeyse her 1,000 çalışana bir sendika düşüyor (Güney Kore’de 2 tane ulusal çapta sendika var iken, Fransa’da ise 5 tane ulusal çapta sendika bulunuyor). Üye sayılarını araştırmak istediğimde ise ne yazık ki hiçbir kesin rakama ulaşamadım. Sendikalaşma oranınıda tahmin etmek bu yüzden zor ama sendika gelirlerinden belki tahmin ederiz dedik. Sendikaların mali tablolarına da bir tanesi dışında ulaşamadık. Mali tablosunu bulabildiğim iyi sendikalardan birinin 2014 geliri 1,000,000 TL civarında. Eylem gideri 62,000 TL civarında iken sendika çalışan maaşları gideri 110,000 TL. Çok büyük paraların döndüğü bu sektör(!) biraz daha şeffaf olmalı bence.

Diğer yandan sendikalarda bana göre fazla kemikleşme var. Bir pozisyonda uzun süre bir kişi veya grubun iktidarda kalması yozlaşmayı arkasından getirmekte ve duygularda nasırlaşmaya neden olmaktadır. Uzun süre sendikalar ile çalışan birinden öğrendiğim kadarı ile bazı sendika üst yönetimi bazı alımlarda şişirilmiş faturalar kullanmakta. Yani çalışanın maaşından kesilerek (hadi çocuğunun rızkı demeyelim) devletin aracılığı ile direkt kasasına (aidatları gidip toplama bile gerekmiyor sendikalarda) yatan parayı yönetimden birileri aralarında bir şekilde pay ediyorlarmış. Çok eskiyen sendikacılarında bir şekilde daha önce eleştiri yağmuruna tuttuğu hükümetlere milletvekili olarak dahil olduğunu bilmeyen yok. Nedense ben çalışan hakları ile ilgili oralarda ne yaptıklarını hatırlamıyorum. Sonra belki vekillikten emekli olup köşelerine çekiliyorlardır. Kamu’da örgütlenebilen sendikalarımız özelde daha önce bir iki defa gizli denemelerde bulunmalarına rağmen özel sektör çalışanlarının işlerini kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kalması neticesinde erken vazgeçmişlerdi. Şimdilerde yeniden az da olsa canlanan aynı konuda tahminim büyük sendikaların pasif kalacağıdır. Özel sektörde tecrübeli olmadıkları gibi taleplerinde karşılarında gerçek bir muhatapta az bulacaklardır.

Tabiki eleştirmek kolay ama biraz daha ülke geneline yönelik sosyal adaleti getirecek çalışmalar ve eylemler yapmaları gerektiğine inanmaktayım. Sosyal yardım maaşı ve asgari ücret alan o kadar çok insanımız var iken sadece kendi üyelerinin maaşının artmamasını en büyük sorunmuş gibi sürekli pişirip pişirip ortaya sürmesi bence şimdi değilse bile gelecekte Karl Marx ile yoldaş ve finansörü F. Engels’in komünist manifesto’da tahmin ettiği sınıf çatışmasını getirecektir. Tek fark işçiler ve kapital sahipleri arasında değil kamu ile olacak gibi…

Bir cevap yazın