Sardinya Sürüsü ve “Büyük” balıklar

Geçen hafta yazmış olduğumuz devletin tasarruf edebileceği kaynaklar hakkındaki önerilerimizi bu hafta gelir elde edebilecekleri ile tamamlamak niyetindeydik ancak unutmadan devlet kaynaklarının kötü kullanımını da yazmak gerektiğine karar verdik. Aslında her ülkede olan ama halkın bazen farkına vardığı genelde de kabullendiği devleti yönetenlerin kendi masraflarını halka vergiler veya harçlar yoluyla eşit olarak dağıtması olarak tanımlanabilecek indirekt vergiler bizde de bol bol kullanıyor. Örneğin benzin fiyatları.  1 haziran 2010 yılındaki ham petrol fiyatı, dolar kuru ve bizdeki 95 oktan benzin fiyatını 100  kabul eder isek bugün rakam 326’ya ulaştı yani o günden bugüne devletin kar marjı 3,26 kat artmış durumda. Kısaca devlet petroldeki düşüşleri yansıtmamış benzin fiyatına. Başka örnek elektrik fiyatlarında 2000’li yılların ortasında yenilenen elektrik santral bedelinin “santral katkı payı” olarak fatura üzerine %3 ekstra konulması, 2015 senesinde sokak aydınlatma lambalarının ihale bedelinin halkın sokak aydınlatma ücretlerine eklenmesi, belediyelere borç yazılan sokak aydınlatma bedelinin yine 2008 senesinde maktu ücrete 3 kuruş eklenmesi ile yine vatandaştan tahsil edilmesi örnek olacaktır. Bu arada sokak aydınlatma ücretlerindeki değişim 1995’ten bugüne olan enflasyondan (%15000) daha fazla artışa maruz kalmış (%16150).

Bunların dışında sürüş ehliyeti için her sene harç ödenmesi (başka bir ülkede örneği yok sanırım), seyrüsefer ruhsatında ise binek araçlarda motor hacmi yerine kilonun temel alınması ki bu eski yasada ve diğer ülkelerde ağır yük araçlarına yollara verdiği zararı karşılamak için uygulanıyor. KDV oranlarının, gümrük harçlarının artırılması ve pasaport vb ücretlerin enflasyon oranında artışının otomatiğe bağlanması da örnek olabilir.  Kısaca devleti yönetenler ne zaman paraya sıkışsa el attığı yer vatandaşın cebi oluyor. Hem de uyduruk yada gizli yöntemler ile. Bunların hepsi nerede ise vatandaşın ödemek zorunda olduğu seçme şansının olmadığı yerler. Peki devleti yönetenler bunları nasıl kullanıyor. Müşavir adı altında oluşturulan görevden alınmadan önceki üst pozisyona genelde siyasi yandaşlık sayesinde gelen ve işe sonra hiç gelmeyen (ki kamu görevlileri yasasında işe 2 gün mazaretsiz gelmemek işten çıkarma nedeni iken) 150’e yakın insana ayda 2 milyon TL verebilir mesela. Siyasi partilere katkı adı altında kendi kendine milletvekili başına yıllık 110,000 TL verebilir. Uzman veya danışman adı altında belli bir kesime yine iş olanağı yaratıp asgari ücretin 3-4 katı üzerinde maaş ile işe alabilir.  Yada belli sınıf kamu grubuna ek ücretler (eğitim hazırlık ödeneği, bayramlık) vererek kamu kesimi içinde bile ayrıcalıklı sınıflar yaratabilir. Yada çok kötü kaynak kullanımı ve çalışanalrın yolsuzlukları nedeni ile batak durumda olan KİT’lere teşvik adı altında vatandaşın vergilerini yönlendirebilir (örneğin KIBTEK tarafından devlete uygulanan elektrik tarife ücreti 58 kuruş ki vatandaş konut tarifesi 44 kuruştan) Ya da yönetenler ihale adı altında, örtülü ödenek altında, teşvik kredisi adı altında belli bir zümreden başka kimseye fayda sağlamayan işler ile kaynakları kötü niyetli kullandırabilir. Siz ve benim gibi vatandaşa düşen ise yelken balıklarının sardinya sürülerini nasıl önce bir araya ortaklaşa toplattırdıklarını, toplu hale gelinceler de nasıl sağdan soldan sıra ile sürünün arasına dalıp teker teker yediklerini unutmamak. Bizi de sardinya sürüsü gibi yiyorlar. Ölenleri tek tek göremiyoruz. Sadece herkesin aynı tehlikede olduğu bilerek bir yerlere kaçmaya çalışıyoruz. En büyük hata ise saldırana yem olmanın doğamız gereği olduğu düşünmemiz…İyi haftalar

Bir cevap yazın