Kaynak Zenginliği Laneti

Oxford Üniversitesi profesörü Paul Collier, 2005 yılındaki bir çalışmasında hammadde ve kaynak zengini ülkelerde genelde zayıf demokrasi ile güçlü patronaj olduğunu ve otoriter gücün ve sistemin ülke yönetiminde hakim olduğunu bulgulamış. Özet olarak “Milli geliri”nin %8’i doğal kaynaklarının satılması ile elde eden ülkeler demokrasi ve otokrasi arasında kritik seviyede durmaktadır. %8’den her daha fazla gelir demokrasiden uzaklaşan ve otoriter rejimlere kaymayı güçlendiren bir durum yaratmakta. Doğal kaynak gelirinin olmadığı yıllarda, bu ülkelerde tam demokrasiye eğilim her sene %2 artmaktadır. Kısaca demokrasi ve Doğal kaynaklardan elde edilen gelir birbirine zıt etkiler doğurmakta. Yazar, Irak, Suudi Arabistan, Rusya, Kongo, İran ve benzeri ülke yönetimlerinde, ülkenin doğal kaynaklarının satılması ile elde edilen gelir yönetimdekilere güç sağladığını ve bunu istismar edecek şekilde kendi güçlerini artırmak için kullandıklarını ima ediyor. Bu tip ülkelerde halka, elde edilen gelirden pay düşmesi kapitalist politikacıların çok sevdiği “trickle down” varsayımı ile olmakta olduğu düşünülür. Yani zengin zenginleştikçe alışveriş yaparak tüccara, esnafa da elde ettiği gelirden bişeyler dağıtmaya başlar. Bu da ülkede gelir dağılımına katkıda bulunduğuna inanılır. Bu varsayımla zenginleri destekleyen politikalar ile zenginlerin zengin yaratmada daha yetenekli olduğu ve herkese bişeyler düşürecek girişimleri olduğunu iddia etmektedir.
Bu yazdıklarımın bizimle bağlantısına gelince biraz ilginç bir varsayımda bulunacağım. Bizim ülkede ne yazıkki şu ana kadar değerli sayılabilecek herhangi bir doğal kaynak zenginliğimiz bulunmamakta. Yani satıp bunun karı ile yatırımlar yapacak, iş yaratacak bir fırsatımız olmadı. Zaten bu tip geliri olan ülkelerde de bunlar yapılmadığı gibi uzun süre demokrasi de askıda kalmıştır. Genelde uzun süreli iktidarlar, elit kesim politikacılar ve demokrasi ve adaleti sadece kağıt üstünde gören ülkeler olmuşturlar. Ama bizimde ilginç bir doğal gelirimiz var. Türkiye’den gelen yardım ve kredi adı altında aldığımız nerdeyse karşılıksız, hiçbir çaba göstermemizi gerektirmeyen biraz da şanslı olmamız neticesinde elde ettiğimiz gelir var. Bu gelir mi diyeceksiniz? Collier’de doğal kaynak zengini ülkelerin elde ettikleri karı, kar değil de kira olarak adlandırırmayı tercih etti. Sonuçta sonsuza kadar bu karın toplanamayacağı belli. Üstelik herhangi bir iş, çaba da gerektirmeyen bir gelir çeşidi olarak kiraya benzemektedir. Bu da bizim kiramız. Peki ne kadar kira topluyoruz? 2000 yılından bugünlere GSMH’nin yaklaşık %16’sı kadar. Daha önceki dönemlerde(1977-1999) ise %10 civarı. Yani biraz artırmışız vitesi. Tabi unutmayalım ki eski yıllarda GSMH rakamlarının yanlış olma ihtimali yüksek ama biz elimizdekiler göre konuşur isek göreceğiz ki Collier’in %8 sınır rakamının neredeyse 2 katı kadar yüksek bir “kaynak” gelirimiz var. Bu bizde demokrasi yok demek değil tabi ama gerçek bir demokraside olması gereken şeylere sahip miyiz? Ülkeyi kim yönetir diye sorsak eminim verilen cevapların hiçbiri demokrasiye uyan şeyler olmayacaktır. Adalete güven diye sorsak içinde siyasi figürlerin olduğu hiçbir karara sanırım “adil karardır” demez halkın büyük çoğunluğu. Peki “doğal kaynak zenginliği” lanetinden nasıl kurtulabiliriz? Benim tek aklımdaki çözüm “Üretim ve tasarruf”.

Kaynaklar: Devlet Planlama Örgütü, Democracy and Resource Rent

Bir cevap yazın