Devlet niçin var?

Thomas Hobbes 1651 yılında yazdığı “Leviathan” kitabında devletin var olma nedenini tamamen özgür bireylerin birbirleri ile olan ilişkilerindeki bir düzenleyicinin eksikliğiyle oluşan sosyal kaosu düzenlemek için bireylerin özgürlüklerinden feragat ederek, devlete otoriteyi verdiklerini yazmıştı. Yunan felsefeci Plato’da “Devlet” adlı eserinde devletin en önemli görevi vatandaşlarını dışarıdan gelecek saldırılara karşı korumak olduğunu belirtmişti. Kısaca devlete verilen ilk görev vatandaşını iç ve dışta korumak. Heralde bugün bile mantığımızda aynısını söylerdi.

Peki devlet hizmetini nasıl idame edecek? Maddi veya manevi bir yapıya ihtiyacı var. Güvenlik, gönüllülük esası ile olsa, kaç kişi diyebilir savaş durumunda ben gidip canımı tehlikeye atayım tanımadığım savaşmak istemeyenlerde işlerine, hayatlarına devam etsinler? Bu savaşçı ruhlu kişilere, bir çeşit teşvik gerekir. Bu da genelde maddidir. Kim sağlayacak bu maddi yükü. Bir bedel olarak savaşmak istemeyen diğer kişiler, bu korumacılığı meslek olarak seçenlere ellerinden geldiğince maddi katkı sağlarlar.

Peki bu parayı kim verecek bu kişilere, hem kimlerden alınacak? Bu savaşçılara, kim diyecek şu tehlikeye karşı savaşalım yada şu duvarı şu korusun? Peki savaşçıların başı kim olacak? Herhalde, ilk başlarda en güçlü olanlar seçilirdi. Bazen fiziki olarak en güçlü, yanlış strateji nedeni ile zayıf tarafa yenilmeye başlar. Bu durumda, lider için hem zeki, hem güçlü olması aranan nitelik olur.

Lider, büyüyen toplum içinde tek başına herkese, herşeye yetişemeyeceği için, yanına güvenebileceği yardımcılar almaya başlar. Bunlarında maddi yükü doğal olarak geri kalan halka kalır. Henüz maddi katkı alanlar 3-5 kişi belkide.

Toplum büyüdükçe yardımcıların da yardımcılara ihtiyaçları doğar. Kim kuzeyde güvenlik işlerini aksattı? Kim savaşta kaçtı? gibi problemleri kendilerine iletecek bunlarda bu sorunları lidere iletecek ve liderde bu kişilere ne yapılması gerektiğine karar verecek. Lider böylece dış ve iç güvenlik dışında adaletten de sorumlu olmaya başlar. Lider, bireylerin problemlerine çözümü belki de maddi veya manevi bir bedel karşılığında sağlamaya başlar. İşler çoğaldıkça sofistike yapı ve maddi yükler artmaya başlamıştır.

Bugünlere geldiğimizde, karşımıza esas amacını neredeyse herkesin unuttuğu kompleks ve acayip bir yapıya ulaşmıştır. Hiyerarşi inanılmaz derinleşmiştir. Lideri seçmek, ona ulaşmak ise akıl almaz yollardan olmaya başlamış. Spor ile uğraşan memurlar, şehir ve ekonomi planlayan, sağlıktan sorumlu, yazı işlerinden sorumlu, gümrüklemeci, vergici, taşımacı, depo güvenlikçisi, idareci, basın ilişkilerinde görevli gibi değişik devlet görevlileri ortaya çıkmıştır. Bütün bunların bedeli ise halktan alınan maddi yardım (vergi) ile ödenmektedir. Heralde ilk çağlardaki klasik devlet vatandaşına sorsaydık hangi memura ne kadar vergi vermeye hazırsın? çok ilginç bir sıralama ile karşılaşacaktık. Bugünkü vatandaş ise vergisini ne için verdiği devlet yapısı tarafından unutturulmuş , devlet vatandaş için değil, vatandaş devlet için vardır şekline getirilmiştir.

Vergisinin nereye harcandığının hesabını soramayan, kendine ikinci sınıf, idarecisinin ise yakınlarına ve kendine devletin olanaklarını sonuna kadar açan bir yapıyı beslemek zorunda kalmıştır.

Niçin? Çünkü liderler popülizm ile seçilen ve gücünü korumak için yine popülizmi kullanan şahıslardan olmuştur. Halka demokrasi yaramamış tam tersine sınıf ayrımcılığının sebebi olmuştur…Çözüm mü? Hiyerarşiyi minimuma indirmek. Binlerce memura veya siyasetçiye maaş vermektense belki de sıfırdan tek yönetici ve hizmetleri gönüllülük veya hak ediş bedeli ile alınan yardımcılardan oluşan bir yapıya geçmeliyiz…

Bir cevap yazın