Tek anladığımız iş Emlak mı?

Bir süredir rakamlardan uzak kaldığımız için bu hafta biraz ilginç rakamların olduğuna inandığım konut inşaatları konusuna baktım. 2006 nüfus ve konut sayımı bilgilerine göre 1975 öncesi yapılmış 31,304 konut varmış. 1975-1999 arası ise 20,508 konut yapılmış. Yani 25 senede yapılan bu konutlar ile 75 öncesinden gelenlerin toplamı 52,012 konuta ulaşmıştı. Sonrasında ne olduysa zaten “Annan Planı” ile olmuş galiba…
2011 nüfus sayımı verilerine göre toplam konut sayımız 86,921 ulaşmış. 1998-2013 arası Lefkoşa-Girne ve Mağusa’da yapılan ev sayısı 11,770 iken apartman dairesi sayısı ise 19,708 oldu. Heralde son 2 sene de yapılanlar ve inşaat halinde olanlar ile yaklaşık 2000 öncesi rakamı kadar konut sayısına ulaşmış olacağız. 15 senede yaptığımız ev sayısı 70 senedeki ile yapılan ev sayısı ile aynı olacak. Peki başka ne var ilginç söylenebilecek olan? Ev büyüklüklerinde de iyiyiz. 2009 yılında Dünya etrafında yapılan evlerin ortalama büyüklükleri bize birşeyler söyleyebilir. O yıl en büyük evleri Avusturalyalılar yapmış (ort. 214 mtkare), ikinci sırada ABD (201 mtkare) ve sonrasında Kanada 181 ve Danimarka 137 mtkare şeklinde düşüyor. Bizim Lefkoşa’da o yıl 235 mtkare iken Girne’de 200, Mağusa’da ise 154 mtkare olmuş. 2010 senesinde ise Lefkoşa’da ortalama ev büyüklüğü 306 mtkare’ye ulaşıyor. En küçük yeni yapım ev alan ortalaması ise Girne’de 2012 senesinde 139 mtkare ile ölçülüyor. Başka ne var dikkate değer? Özellikle Girne Kırsalı olmak üzere ev yapımında genelde kırsal bölge tercih edilir iken (9544 adet) apartman yapımında ise şehir içi tercih olmuş (14288 daire). Ev yapımında toplam ev alanı 2.16 milyon metrekareye ulaşır iken, dairelerin toplam alanı 2.23 milyon metrekare’ye çıktı. Yani evlerin alanı 532 futbol sahası kadar yada 8500 tenis kortunu dolduracak kadar geniş.

15 yılda yapılan bu konut inşaatları peki ne ile finanse edilmiş? Bu kısmı biraz muammalı. 2000 yılı sonrası bankalardaki mevduatlar da ani yükselişe geçmiş. Peki para yoktan var olamayacağına göre nereden gelmiş hesaplara? Ödemeler dengesi rakamlarına bakar isek bu para kaynağı belli olmayan bir para. İhracatta patlama olmadığına göre Turizm geliri ve TC’den gelen kredi ve hibeler olmalı diyebilirdik ki onlara da daha önce baktığımızda yazmıştık ithalatın yarısını bile karşılayamazlardı. Biraz yurtdışı özel sermaye sahipleri ve öğrencilerin parası diyebilirim ama bu furyadan gelen paralar bir şekilde inşaat şirketlerinin ve yan alanlardaki şirketlere aktı. Bunlar da şahıslara geçmiş gibi. Çünkü bankada paralar GSYİH’nın kaç katı üstünde şahıs mevduat hesaplarında yatıyor. Yan bir konu da bankaların bu paraları krediye çevirmedeki beceriksizliği diyebilirim. Türkiye’de kredi miktarı mevduatları çoktan geçmiş ki dizginlenmesine rağmen. Bizde ise bankalar kredi vermek istemiyor veya bankaların elde ettiği gelirler yetiyor galiba. 2000’ler biraz coşkulu olmuş bizde dünyanın başka ülkelerindeki gibi. Çoğu gelilmekte olan ülke aniden gelen yabancı paralar ile ekonomik sıçrama yaşamış (Türkiye, Brezilya, Güney Kıbrıs, Rusya…) Ama sonu geliyor. Biz ne yapacağız elimizdeki inşaat tecrübesi ile acaba?

 

(Kaynaklar: Devlet Planlama Örgütüshrinkthatfootprint)

Bir cevap yazın