Vergide kim haklı?

Kimse kazancını devletle paylaşmak istemez. Devletin alacağı vergi, bu yüzden kaçınılması gereken bir şey olarak düşünülür.  Devletten vergi kaçırılması, dünyadaki bütün devletlerin baş ağrısıdır. İki tarafta kendince haklıdır. Kaçıran benim çalışarak hak ederek kazandığım paranın belli bir kısmını niye devlete vereyim der iken, devlet ise “Ben ülke sınırlarımdaki insanlardan para almazsam ülkenin ihtiyaçları olan savunma, altyapı, sağlık, sosyal güvenlik ve ekonomik teşvikleri nasıl sunacağım?” diye düşünür. Bu durumda çıkar çatışması kaçınılmaz. “Ben hiçbirini kullanmıyorum” diyen vergi mükellefi yalan söylüyor. “Ben topladığım vergileri halka eşit şekilde hizmet olarak veriyorum” diyen devlette büyük ihtimal yalan söylüyor.

İki tarafta bunun ara yolunu bulmuş ki hala bu sistem buralara kadar gelmiş. Vergi kaçırmak için ya vergiyi doğuran olayı (gelir, maaş, miras…) saklar veya çarpıtırsınız. Örneğin bir öğretmen verdiği özel dersten kazandığı parayı devlete bildirmez. Bu olay, öğrenci ve öğretmen arasında kaybolur. Veya bütün yıl hasta bakmaktan topladığı vizite ücretlerini doktor az gösterebilir. Bir şirket iseniz iş daha da güzelleşiyor. Aldığınız spor arabayı şirket adına göstererek masraflarının yarısını gider olarak vergiden düşebilirsiniz. Benzin masraflarını da şirkete yazarsınız yine yarısını vergiden düşersiniz. Aldığınız yatı veya villayı da şirketinizin/kurumunuz göstererek vergiden yarısı kadar kurtarabilirsiniz. Yanınızda çalışanın maaşını asgari ücretten göstererek devlete sıfır vergi verebilirsiniz.

Burası önemli. Çalışanın kısaca durumu: Maaşlı bir işe girmek için rekabet etmesi gerekmiş ve kendisine sunulan x TL maaşı kabul etmiştir. Bizim ülkede maaşlar net eline geçen miktar diye anlaşılır iken devlete göre brüt maaştır asıl olan. Örneğin net eline 2500 TL bir maaş alan birinin sosyal sigorta, ihtiyat sandığı ve gelir vergileri ile birlikte 4000 küsur brüt maaşı olmalıdır. Çalışan bunu düşünmez. Genelde devlete bu miktarları işyeri çalışana kolaylık olsun diye kendisi yatırır. Burada suiistimal başlıyor.

İşveren: “Eğer çalışanın 2500 TL maaşı var der isem, devlete sigorta yatırımları dışında bir de çalışan için gelir vergisi yatırmam gerekecek” der. Veya daha kötüsü “Bunları ben yatırmasam da daha sonra bir yolunu bulur çalışanı işten çıkarsam” der ise çalışanın bu hesaplardan haberi bile olmaz.  Bu durumda bazen yıllarca çalışıp hiçbir sosyal güvencesi olmadan işyerine güvendiği için veya mecbur kaldığı için sorgulama gereği duymadan emeklilik yaşına yakın, genelde işsiz olarak eksik yatırım farkını kapatıp emekli olmak için borç aramaya başlar. Patron 2000 TL civarı hem çalışanın vergisini ödememiş hem de sigorta yatırımlarından yırtmıştır. İşverene sorsanız diyecek “ben ne kadar kazanırım da bir de devlet benden bunları ödememi ister, ben istihdam yaratıyorum işsizlik artsın mı?” diyerek devleti can damarından yakalıyor. İşsiz toplum isyankâr veya değişim isteyen bir toplum olur. Bu durumda hükümetler tehlikeye girer. O yüzden hükümetler işletmeleri kayırmaya, göz yummaya başlar.

Sonuç? Devlet: Sosyal sigortalar batak, emeklilik yaşı 65 olsun (emekli maaşı ödemektense çalışıp daha çok prim yatırsın, sonra zaten kaç sene daha yaşayacak? Düşüncesi ile), devlet özelden mi borçlansın Türkiye’den mi? Özel: Devlet vergileri tabana yaysın (yani alt tabaka daha çok vergi ödesin), Özel sektöre teşvikler artsın ama vergileri indirsin, Çalışanlar tembel, hırsız ve kalitesiz. Çalışan: İş yok, olan işte emeğinin karşılığını, haklarını vermez, sigortanı yatırmaz, vergini ödemez, bayram, hafta sonu, gece demeden çalıştırılırız. Emeklilik için birikimimiz yok…Kim haklı?

One thought on “Vergide kim haklı?

  • 10/06/2016 tarihinde, saat 14:12
    Permalink

    vergi sıfır ise devlet yok, vergi %100 ise vatandaş yok demektir. çözüm ortalardaki bir oranda olur.
    kamudaki istihdam fazlasına ödemeler transfer harcamaları mı olmalı yoksa milli gelir hesaplarına ithal mı edilmelidir?

Bir cevap yazın