Para, Banka ve Sihir

Cüzdanınızda herhâlde şu an nakit paranız vardır. Peki, cüzdanındaki bu para dışında paranız var mı? desem bu seferde “bankada şu kadar daha param var” (olanlar için) diyebilirsiniz. Kredi kartınız var ise bu parasal varlığınız dışında bir de bu kartın limiti kadar geçici bir süreliğine fazladan satın alma gücünüz de var demektir. Örneğin 100 TL cüzdanda, bankada 1000 TL ve Kredi kartı limitinizde 1000 TL ise satın alma gücünüz 2100 TL olur. Aslında esas gücünüz 1100 TL ama kredi kartları sayesinde fazladan bir satın alma gücümüz oluşmuş diyebiliriz. Peki, bankalar niye size bu kolaylığı sağlıyor? Veya size niye kredi veriyor? Sizi çok sevdiğinden olsa verdiği parayı geri istemezdi. Kendi parası mı size verdiği? Tabiki değil ama cevaben diyebilirsiniz ki bankada parası olan diğer müşterilerin parasını size veriyor. Aslında böyle bir parayı size vermiyor. Çünkü böyle bir para yok.

Nasıl oluyor peki? KKTC’de şu anki dolaşımdaki nakit miktarı 502 Milyon TL civarı. Ama bütün ülkede görünen para miktarı 15 Milyar TL civarı yani nakidin 30 katı!. Bu nasıl mümkün olur diye sorarsanız bunun adı “Kısmi rezerv bankacılığı mucizesi”’dir. Nasıl oluyor bu mucize diye sorarsanız en kısa şekilde şöyle anlatayım. Örneğin bankaya gidip 1,000 TL nakit yatırırsanız devlet diyor ki bunun %10’unu güvenlik için içeride tut geri kalanı da naparsan yap. Banka kalan 900 TL’yi faizle borç olarak verir. Banka şanssız ise borcu alan kişi parayı çeker ve gidip ödeme yapması gereken yere nakit olarak yapar. Bu parayı alan kişi yine aynı bankaya getirip yatırırsa banka bunun da %10’unu ayırıp kalanı (810 TL) borç verebilir. Bu şekilde bankacılık sistemi 10 katına kadar hayali para yaratabilir. Yani bizim tek nakidimiz olan 1,000 TL’yi bankalar 10,000 TL’ye ulaştırır ama kâğıt üstünde tabi. KKTC’de bu güvenlik! önlemi (yasal karşılık oranı) ilk kez uygulaması 1991’de %15 ile başlamış. Yani yaratılabilecek para miktarı yaklaşık 6 katı ile sınırlanmıştı. Bankacılık krizi sonrası 2002-2008 arası, bu oran 9 defa azaltıldı ve Türk lirasında en son 2008’de %8’e düştü ve hala aynı. Yani 12 kata ulaşmasının yolu açıldı. Bankalar bu torpille fazladan hayali olarak yaratılan parayı borç verip işletmeleri gerekiyordu. Ne yaptılar peki? Elbette “Arabamı istiyorsun, ev mi istiyorsun, buzluk mu almak istiyorsun? Gel al istediğin kadar kredi” dediler. Yazının başındaki kredi kartı hikâyesi de böyle bir kredi dağıtma sisteminin parçası. Bu kadar para bir anda piyasaya dökülünce (kâğıt üstünde hayali olarak) Ev fiyatları uçtu, araba galerisi sayısı coştu, zengin sayısı çoğaldı. Kısaca hepsinin enflasyonu oldu.

Zorunlu karşılık oranları TCMB-KKTCMB
Zorunlu karşılık oranları TCMB-KKTCMB

Güzel mi peki bu şekilde devam etmek? 2003-2016 arası toplam verilen kredi miktarı 21 kat artmış. Aynı dönemde asgari ücret ise 5 kat arttı. Bankalarımız kredi dağıtma konusunda eski iştahı kalmamış gibi. Krediler ödenmeyince patlama ihtimali yüksek çünkü. Ve patlamayı en çok bütün dünyada olduğu gibi alttakiler hissedecek. Çünkü paraya ilk ulaşan, her zaman birşeyin fiyatı artmadan ilk alan olur sonradan eline para geçenler ise genelde fiyatı artmış malı alır. Ve tabiki ilk alandan malı alır. Gelir dağılımı işte böyle bozulmaya başlar. Elbette biraz da sihir sayesinde.

Bir cevap yazın