Napolyon’un Görebildiğini Görmek

Napolyon’a ait olduğuna inanılan bir cümle: “Bir hükümet para için bankacılara muhtaç ise, bu hükümet şartları kontrol eden değildir. Çünkü veren el alan elden üstündür. Paranın anavatanı yoktur. Bankacıların milliyetçiliği ve hoşgörüsü olmadığı gibi tek amacı kazançtır”. Bankacılığın dünyayı nasıl ele geçirdiğini ve bugünkü gelir eşitsizliğinin nasıl esas nedeni olduğunu anlatalım istedim. 1690’lı yıllarda Fransa ile savaş halinde olan İngiltere Kralı William III savaşı devam ettirebilmek için kamu kaynaklarının yetersiz olması nedeniyle ülkenin para babalarından para talebinde bulunur. Bu zenginlerin çözümü ise bir araya gelip %8 faiz, hükümetin bütçesinin kontrolünü ve o tarihten sonra basılacak her paranın kendileri tarafından basılması şartıyla 1.2 milyon sterlinlik borcu krala vermek olur ve İngiltere merkez bankası da böyle ortaya çıkmış olur. Tarihteki ilk merkez bankası özele aitti kısaca ve 1946 yılına kadar öyleydi.

Şu an en meşhur özel banka ise Amerikan Merkez Bankası diyebileceğimiz “Federal Reserve (FED)” bankalar birliğidir. Merkez bankaları kurulurken siyasetten arınmış, bağımsız ve para konusunda tek otorite olması amaçlanmıştır. Ama özel bankalar birliğinin kontrolünde olan bir banka ise özel teşebbüse hizmet edeceği de biraz aşikârdır.

ABD’de 1990’lı yılların ortalarına doğru FED biraz para basma işine ağırlık vermiş ve 1997’de önce “Asya Krizi” ardından 2000 yılında ise “İnternet Bubble” borsa krizini bana göre biraz ateşler. Daha sonra bu işlere ara vermiş gibiydi. Bu arada özel bankaların yeni altın madeni eldeki fazla parayı yeni çeşit krediler olarak dağıtmak oldu. Gereğinden fazla kredi altına giren sıradan vatandaşın mevduata göre yüksek faizli borç senetlerini paketleyip başka bankalara satma modası ile finansal ürün çılgınlığı başlar. Bu satılan paketleri alan bankalar, bunları dilimlere bölüp yatırımcılara satmaya başlar. Az faizli-güvenli ya da çok faizli-riskli şeklinde. Tabi biraz da hile ile. Örneğin borcunu ödemesi imkânsız adamın borç senedini borcunu ödeyebilenlerin senetleri arasına karıştırıp Matematiksel olarak Güvenli paket diye (AAA rate) olarak sattılar.

Bunları satan en büyük bankalardan biri Goldman Sachs dönüp bunların batmasına karşı kendine sigorta (short pozisyon) alır. Yani “ben bunların batacağını biliyorum en iyisi hem satarken hem de battıktan sonra gelecek para ile köşe olayım” der. Nitekim 2008 senesinde en büyük emlak kredisi borç paketi satın alıcısı Lehman Brothers’ın elinde patlayan senetler ile kriz bütün bankacılık sektörüne yayılır. Arka arkaya batan bankalar devletin kapısını çalar “aman bize para da ödeyemiyoruz müşterilerimizi” (Aynı bizdeki 2000 yılındaki bankaların batışı gibi). Devlet çaresiz FED’e sorar napalım? Tabi özelin en büyük destekçisi bankanın çözümü “para basayım sende borç senedi ver bana bu paraların karşılığında, sonra bu paraları benim cemaate dağıt”. Kısaca “bizi kurtar ama borcu seninle halk ödesin”. Devlet tamam der madem tek çözüm bu soralım kim ne kadar para ister diye. Bütün bankalar saldırır ama tek şart vardı. Yatırım bankaları alamazdı. Yani Goldman Sachs dışarıda kalacaktı.

Bir gecede kendi statüsünü ticari bankaya çeviren Goldman Sachs bu para havuzundan “ben de batıyorum” diyerek payını kapar. Bu havuzdan en çok yararlananlar en büyük 9 kuruluş “battık” derken 5000’e yakın çalışanlarına kişi başı 1 milyon dolar ortalama prim dağıtır.

Bunları ve daha nicelerini anlatmak istememin nedeni, bankacılık sektörünün konuşulmayan yönlerini aydınlatmak. Haftaya inşallah devamı…

Kaynaklar: “Debt: The First 5000 Years” “Griftopia: A Story of Bankers, Politicians, and the Most Audacious Power Grab in American History

Bir cevap yazın