Alışveriş hileleri

Bu bayramda moral bozan ekonomik gelişmeler yerine biraz da günlük hayatımızda biraz dikkatle para kaybımızı azaltacak bir şeyler yazalım istedim. Alışverişe gittiğinizde niye bu kadar az alışveriş yapıp bu kadar çok paranın cebinizden nasıl çıktığını veya sadece ekmek almak için gittiğiniz marketten çantalar dolusu alışveriş ile eve nasıl döndüğünüzü hiç düşündünüz mü? Alışveriş çılgınlığı biraz pazarlama tekniklerinin sonucu. 2015 yılında dünyada yaklaşık 600 milyar dolar reklam harcaması yapılmış. Bu para bir şekilde toplanıyor ki şirketler bu kadar parayı ürüne değil de pazarlamasına harcayabiliyorlar.

Peki farkında olmadan nasıl çok harcamamızı sağlıyorlar? En klasik yaptığımız hatamız aç karnına market alışverişine gitmektir. Çoğu süper market, ekmek fırını kısmını market içinde tutar. Sebebi basit bir zaafımız: Taze ekmek ve benzeri ürün kokusu açlık duygumuzu artırması. Veya başka bir hile ise sebzelerin “taze”, “organik” gibi etiketlerle veya üstü ıslatılarak dalından yeni koparılmış havası verilerek satılması. Hepimiz taze sebze ve meyveyi belki içgüdüsel olarak eski atalarımızdan kalma bir nedenle eskimeden alıp tüketme dürtümüzü tetikliyor. Bunun dışında yine marketlerde kasa önünde şekerli ürünlerin sergilenmesi ile ailenin küçüklerini ve hatta aromalı sakızlarla yetişkinleri de avlıyorlar. Çıkışa bu kadar yakınken son bir alışverişe itmek böyle olur.

Ambalaj ve paketleme işin diğer boyutunda yardımcı oluyor. Süper, Güçlü, Harika, Üstün gibi tamamen subjektif terimlerle ürünün hayali yönlerini bilinçaltımıza bilimsel gerçekmiş gibi yerleştiriyorlar. Ambalaj renkleri de size o ürünün özel güçlerini anlatıyor. Sarı limon aromasını, yeşil doğayı, mavi denizleri, kırmızı gücü temsil eder gibi. Hatta Avustralya’da sigara paketlerinin hepsinin yeşilin kötü bir tonunda ambalajlanması yasal hale geliyor ki satın alma isteğini öldürsün.

Sadece bununla da bitmiyor. Her 5-6 ayda bir, aynı içerikteki ürün yeni bir ürünmüş gibi yeniden paketlenerek piyasaya sürülür. Belki sadece şekli değişmiştir yada içine süper özellikmiş gibi eklenen yeni bir kimyasaldan (iyon parçacıkları, gümüş tozları v.b. isimlerle) veya aromadan (limon aromalı, deniz kokulu, Hindistan cevizli) bahsederek sizde merak duygusu yaratıp satın almaya itiyor. Aldığınız ürün sonuçta hep aynı ama ihtiyacınız olmadan almanıza neden oluyor.
Başka bir kandırmaca da gramajını değiştirme. Eskiden 64 gram olan çikolata 59 grama düşürülür ama kimse bakmadığı için gizli zammı görmez. Ya da 1 lt olan ürün 990 ml olarak tekrar ambalajlanarak satılır. Eskiden daha uzun süre markete gitmeden idare edebilirken şimdi daha sık gitme nedeniniz belki de bu.

Marketlerin yaptığı meşhur bir kandırmaca türü olan kampanya fiyatları. Yeni çıkan bir ürün nasıl kampanya fiyatı olarak indirimli olur? Daha önceki fiyatını bilmediğimiz için o kampanya fiyatından almayı fırsat olarak görürüz. Veya gerçek ederini bilmediğimiz bir ürün örneğin 100 TL’den 30 TL oldu dendiğinde kaçırılmayacak fırsat diye düşünür ve gereksiz yere alırız. Veya 2’li satılan, eşantiyonlu paketleri de fırsatmış gibi satın alırız yanında verilen eşantiyon sanki hayatımız boyunca aradığımız ama bulamadığımız bir ürünmüş gibi fırsat olduğunu düşünürüz. Zaaflarımızı kullanıyorlar. Biz insanlar en az maliyetle en çok kazancı sağlamaya çalıştığımız için şirketlerde bizim bu zayıflığımızı kullanarak en az maliyetle kazançlarını maksimize etmeye çalışıyorlar aynı bizim gibi. İyi ve güzel bayramlar diliyorum.

Bir cevap yazın