Acemi şöför ve Kapitalizm

Amerikan anarko- kapitalizm in savunucusu ekonomist Murray Rothbard’a göre biz insanlar özgür varlıklar olarak özgürce istediklerimizi yapamaz isek karıncalardan farkımız kalmazdı diyor. Devletin varlığını bu yüzden sorgulayan Rothbard için devlet, bir çeşit sistemik ve yasal hırsızlık organizasyonudur. İnsanların yeteneklerine, başarılarına göre kazanması gerektiğini savunan Avusturya ekonomi ekolü öğrencisi, devletin araya girerek bunu adaletsizce bozduğunu düşünür. İlk başlarda devletin sosyal adaleti sağlamak için aktif olarak çalışması gerektiğini düşünen ben bile bazen fark etmeden aynı çizgiye kaydığımı düşünürüm. Aslında kapitalist falan olduğumdan değil, sadece devletin kötü kararlar vererek düzeltici olmak yerine sosyal adaleti bozucu yönleri hepimizin gözünün içine bakarak yapması çok sinir bozucu.

Burada bir düzeltme yapmam lazım. Devlet yapıyor-ediyor dememe aldanmayın. Devlet sonuçta yaşayan bir varlık değil. Canlı olan, onu idare edenlerdir. Devleti bir araç, araba gibi düşünün. Biz seçmenler o arabayı kimin süreceğini seçiyoruz aslında. Seçilenler kendilerine yardımcı pilot (danışman-müsteşar-müdür) atarlar iken kamu çalışanları ise arabadaki sürekli yolcular gibidir. Bu arabanın benzinini, masrafını aramızda toplanan para ile (vergilerimizle) ödüyoruz.

Benzin parasını alan şöför içine eksik benzin atarsa yada arka koltukta oturan kamu çalışanı (kamuda gümrükte, hastane, araç kayıt, ehliyet, vergi veznelerinde oturanlar, tapuda, izin komitelerinde, ihale komisyonlarında, mahkemede davanın karar mercisi olanlar gibi) sürekli yolcular da benzin parasından tırtıklarsa/depodan gizli gizli benzin çalar veya yardım ederse önünde sonunda arabanın benzini bitecek ve herkes yaya kalacaktır. Ama “nasıl olsa başkası binecek benden sonra, o çeksin gailesini” diye diye arabayı haşat eden çok oldu. Araba sürmeyi bilmeyen birine nasıl arabanızı vermek istemezsiniz ya, “ben çok iyi kullanırım/kullandım” diyene de güvenmeyin. Arada bir arabayı kontrol edin. Belki kazaları vardır gizlice rötüşlenmiş veya sürekli yağsız, benzinsiz kullanımdan makinesi haşat durumdadır.

Halkın malı, ehliyet şartı olmayan, masrafı da halktan olan bu arabayı sürmek isteyen çok olur. Ama her şöför koltuğuna oturan yeni, adettendir ki önce “arabanın şusu eksik, burası bozuk, içinde benzin yok hurdadır bu…” diye önce bir usta şöför havası keser ki biraz otlansın arabanın sahibinden. Ama bilin ki arabaya talip olmadan önce elinde hiçbir adayın masraf listesi, tamir ihtiyaçları veya süresi ile ilgili yazılı bir tahmini de yoktur. Bir alayım arabayı da sonra bakarız modundadır. Zaten bizim gibi bir ülkenin tamamen haşat arabasına (16 milyar TL borç-3 milyar gelir) talip olmak da ayrı bir inceleme konusu. Cesaret mi, yoksa art niyet miydi bir sonraki seçime kadar herkes az çok görür zaten.

Bu arada biliyoruz ki şöföre “Beni buraya kadar atabilin?” diye soran iş adamları, arkadaşlar, akrabalar da oluyor. Bazısı benzin parası az verirken bazısı hiç vermediği gibi bazen arabadan inerken arabanın bir parçasını da (devlet arsasını/malını) yanında götürür. Bu bizim şöförde direksiyonu kafasına göre çevirirken bir gün size veya çocuğunuza da çarpabilir unutmayın.

Başta yazdığım Ultra-kapitalist Rothbard’ın bunlara bakınca haklı olduğu bir yönü var gibi ama yine de arabayı (devleti) tekledi diye yada yolda kaldı diye suçlamak ve yola yayan devam etmekte çok mantıksız. Sadece sabırla her yerini tamir etmek, yenilemek ve gerçek iyi şöför bulmak gerekiyor. Biraz da şöförü seçen bizler de suçlu değilmiyiz? Sonra araba bozulunca eski şöförü suçlamak veya başkasının arabasına geçelim demek de kolaycılık değil mi?

Bir cevap yazın