Helikopterden Para Dağıtmak: Japonya ve KKTC

Japonya Merkez Bankası, geçtiğimiz hafta “helikopterden para dağıtımına başlayacak” söylentisi ile tüm dünyada ekonomi basınında ilk sıralara yerleşti. Aslında helikopterden para dağıtma edebi anlamdadır. İlk olarak 1969 yılında neo-liberal ekonomist Friedman tarafından ortaya atılan bu çözümde bir defalığına halka helikopterden 1000 dolarlık desteler atılsa, halk bu para ile düzenli gelmeyeceğini bildiği için alışveriş yapsa ekonomi canlanırdı diye yazmıştı. Bu konunun ortaya çıkma sebebi ise gelişmiş ülkelerde yaşanan ekonomik büyüme sorunu.
2008 krizi sonrası ekonominin canlanması için neredeyse her yolu deneyen ABD, AB, İngiltere ve Japonya artık uçuk kaçık yöntemleri deniyor. İlk başta piyasaya para enjekte için merkez bankaları para basıp devlet tahvillerini satın aldı. Yani kısaca devlete borç para verdi ki devlet harcasın ama işe yaramadı. Bu sefer özel şirketlere borç senedi karşılığında para vermeye başladı ki bu şirketlerin senetlerini kimi çöplük seviyesinde görmesine rağmen.
Hızını alamayan AB ve Japon Merkez bankaları negatif faiz uygulamasına geçti. Buna göre bankada para tutanlar eksi faiz kazanacaktı yani para bankada durdukça faiz kazanmak yerine bankaya faiz ödeyecekti. Gittikçe paraları orada eriyeceği için bu para sahiplerini bu paralarıyla ya kredi vermeye ya da yatırım yapmaya zorlamak içindi.

Bunun da etkisi kuşkulu olduğu için, bu tip garip yöntemleri genelde ilk deneyen Japonya Merkez Bankası(BoJ)’na piyasa “helikopterden para” işini biraz dikte etmeye çalışmış. BoJ başkanı Kuroda bunu şimdilik yememiş gibi görünüyor. Onun yerine eskisi gibi borç senedi alma, eksi faiz v.b. uygulamalara devam açıkladı. Fazladan bir uygulama ise az gelirli vatandaşlara yaklaşık 150 Dolarlık hibe programını sunmak oldu.

Bütün bunları niçin yazdık? Batı dünyası ekonomiyi canlandırmak için hayal edilemeyecek yöntemleri deniyor iken bizde niçin ihtiyaç duyulmuyor diye düşünüyordum. Bizde kime sorsam “ekonomimiz çok kötü” diyecek ama “enflasyon olsun, ekonomi büyüsün” diye bilmem nerelerini yırtan gelişmiş ülkeler, hiç ekonomik politika geliştirmeden bütün bunları yapabilen bizden ders almalılar galiba.

Bizim merkez bankamız para basamaz ama devletimiz ise kim ne derse desin borç almada herhangi bir sorun yaşamıyor. Türkiye’den, özel bankalardan o da olmazsa bizim merkez bankasından engelsiz alabiliyor. Çünkü verilen borcun faizi neredeyse sokaktaki herhangi bir kişiye uygulanan orandan. Ha öderdi ödemezdi ayrı sorun ama bu ülke ve bankaların bizimkilere bir işi düştüğünde ise Napolyon’un dediği gibi “veren el, alan elden üstündür”.

Borcu alan bizim devlet ilk olarak kamu çalışanlarını öder. Her fırsatta da belli bir kişi veya sınıfa ayrıcalıklı fazla maaş, ikramiye v.b ekstra verir. Her bayramda kamu işçi sınıfına çok güzel bayramlık verir. Üstüne her yılın sonunda fazladan bir maaş verir. Sosyal sigortaları ise 12 maaşlık prim toplayıp 13 maaş dağıtarak dünyada herhalde en genişlemeci (borç batakçısı) kurumdur. Bizim bu parayı alanlar hemen alışverişe daldığı için ekonomi büyür ama sıradan vatandaş bunu hissetmez çünkü cebine çok az etkisi olur.

Nerede mi hissedersiniz ekonominin büyüdüğünü? İnşaat sayılarına bakın, bankalardaki mevduatlara bakın, açılan-kapanan işyeri sayılarına bakın, yeni alınan Ferrari, Range Rover sayılarına bakın. Diyeceksiniz bu ülkelerde yok mu bunlar? Nüfusumuza göre bu rakamlarla o ülkeler bizim yanımızda cüce kalır. Esas fark o ülkelerde üretim yapılıyor ki vatandaşı alsın, istihdam olsun ekonomi büyüsün. Biz dışarıdan hazırı var onu alıyoruz.

Bir cevap yazın