Donald Trump ve KKTC Sosyal Sigortalar

Berkeley Üniversitesi Bilinç ve Dil bilimi profesörü George Lakoff, bundan 3 ay önce ABD başkan adayı Donald Trump ve seçmenleri hakkında psikolojik analiz yapmıştı. Ona göre “ilerici muhafazakar” kesime hitap eden Trump sivri yorumları dışında esas gücünü “dolaysız-sebepçilik” kullanmasından alıyor. Herhangi bir olaya karşı yapılacak hareketin direkt olması şeklinde diyebileceğimiz bu yaklaşım kolay anlaşılır olması nedeni ile Trump tarafından çok kullanılıyor.

Örneğin Meksikalılar sınırı geçip Amerikanların işlerini mi ellerinden alıyor? Çözüm: Hemen sınır boyunca duvar örülsün. Veya ABD’deki Müslümanlar terör mü yapıyor? Çözüm: Hepsini dışarı atalım. Yabancı malları ucuza gelip ABD’de üretimi mi azaltıyor? Çözüm: Bu malların gelişini engellemek. Kısaca her sorunun cevabını etkileşim zincirlerini dikkate almadan direkt çözmeye çalışmakta arar. Öbür türlü dolaylı sebebcilik de ise (Ör: fosil yakıt kullanımı ve sel baskınları) biraz derin düşünme ister diye çok kişi tarafından anlaşılması zor bir sebebciliktir. Bu yüzden muhafazakârlar tarafından çok az kullanılır.

Toplumu manipüle etmek için kime hitap ettiğiniz önemli kısaca. Siyasetin propagandayı bilimsel olarak kullanması ise 1920’lerde daha önce olmayan “yüksek kalorili Amerikan kahvaltısı (yumurta-bacon)”nı yaratıp pazarlayan ABD’li Bernays ile başlar. Bu konuda meşhur kitabı “Propaganda” ile birçok batı siyasetçisinin yol göstericisi olmuştur.
Bizim KKTC ile ilgili yazacağımız ise Sosyal Sigortalar kurumunun durumu. Bazı rakamlar ne hallerde olduğunu gösteriyor ama ne hallere düşeceğini saklıyor. Önce basit yaklaşımla Sosyal sigortalara 85 bin kişi gelecekte emekli olabilmek için maaşlarının yaklaşık 6’da birini yatırıyor. Bunların 45 bini yabancı uyruklu. Yani 40 bin KKTC’li yatırım yapıyor. 300 küsur bin kişi KKTC vatandaşı olan bir ülkede devletten maaş alanlardan emeklilik fonu dışında kalan ile sadece 40 bin kişi prim yatırıyor. Devletin sosyal sigortalar yatırımlarını düşersek demek ki yerli özel sektörümüz yerli vatandaşa ya iş yaratmıyor ya da primlerini yatırmıyor.

Bu insanlar emeklilik yaşına gelince ne olacak? Emeklilik için gerekli prim miktarı birikmemiş olacak olan bu insanlar oradan buradan borçlanarak bu farkları bulacak veya emekli olamayacak. 60 küsur yaşından sonra ortada kalacak. 1980’lerden beri özel sektöre istihdam yaratması için bütün halktan topladığı vergiler ile vermediği teşvik kalmayan devlet sınıfta kalmış. Zaten iş garantisi yasal koruması olmayan bu insanlara üvey evlat muamelesinden de fena yalnızlığa itilmiş. Bu insanlardan da alınan seyrüsefer, kdv, harç v.b vergiler toplanıp kendilerini korumayan sisteme veriliyor. Onlar dışarda içeridekilerin vergilerini tüketmesini izliyor.
Diğer rakam ise sigortaların aylık gelir ile giderinin başa baş gitmesi. Yani prim yatıranların parası şimdiki emeklilere gidiyor. Eskiden prim yatıran bu şimdiki emeklilerin parası ne oldu? Yeni yatıranların emeklilik yaşı geldiğinde kimden tamamlanacak bu açık? Sonuçta gelecekteki emekli maaşının şu an 4’te birini bile yatırsa bu para işletilip 4 katı gibi artması gerekiyor.

Faizlerin düşmesi ile faiz gelirlerinde büyük düşüş yaşayan bütün dünyada sallanan sosyal güvenlik kurumları riskli yatırımlara girip girmeme ikilemi yaşarken biz de yatırım seçeneği bir tek faiz olan bir kurum yıllık en fazla %10 mevduat faizi ile prim ancak 7 yılda iki katı değere ulaşabiliyor. Türkiye’nin faizleri daha da aşağı çekme çabası ile bu bile gelecekte hayal olarak kalabilir ve enflasyonun da bu miktarları yiyebileceğini unutmayalım. Türkiye’nin nüfus artırma çabaları ve Bireysel emekliliği zorunlu hale getirmesi ise bu gibi düşüncelerden. Bizde düşünen?

Bir cevap yazın