Ali’nin Harikalar Diyarı ülkesi

Bu hafta hayali bir ülkede ekonomisini anlatalım biraz. Farz edelim ki bu ülkede bir müteahit, bir bakkal, bir de araba galerisi var ama hiç müşterileri yok. Yıl başında ülkeye Ali isminde biri, cebinde para ile gelir. Ali, ne yapacağını bilmez ama “başımı sokacağım bir ev alayım” der. Müteahitin evini alır. Müteahit coşkuyla ev satışlarının artacağı inancıyla yeni bir inşaata başlar. Ali ise kalan parası ile biraz bakkal alışverişi yapar. Bakkal iş artışı nedeni ile hemen bir çırak işe alır ve yeni mal ithal eder. Ali bu arada arabaya ihtiyaç duyar ve galericiden de bir araba alır. Galerici elindeki arabayı sattığı için yeni bir araba siparişi verir. Yıl sonunda Ali elindeki parayı harcamış ve bu ülkeden sıkılmıştır. “Ben en iyisi geri gideyim” der ve kaçar. Ülke ise bu arada yeni ekonomi rakamlarını açıklar. Bir önceki seneye göre inşaat ve ithalat rakamları uçmuş, işsizlik ise azalmıştır. Ülkede bir başarı havası esmektedir. Yeni gelen para ile alışverişler artmış, bankalar gelen paranın bir kısmının bankalara gelmesi ile ümitlenen halka, ev ve araba almaları için kredi dağıtmaya başlar. Hükümette canlı ekonomiye güvenerek vergileri azaltır, bol keseden harcamaya başlar. Ali’nin parası, Ali gittiği halde coşkuyla harcanmaya devam eder. Ülkenin ekonomistleri çıkıp büyüyen ekonomiden bahsetmekte, hükümetin başarılı maliye politikasına övgüler düzmektedir. Bu arada İthalat nedeniyle Ali’nin para ithalatçı bakkal ve galerici sayesinde başka ülkelere hızlıca akmakta ve gün gittikçe içeride azalmaktaydı.
Bir gün ülkede, Ali’nin parasının son kırıntıları da ithalatla yollanınca para suyunu çeker. Kimse kimseye ödeme yapamamaktadır. Halk isyan eder. Hükümete protestolar yağmaktadır, bankaların kasalar bomboştur. Hükümetin iki çözümü vardır. Ya matbaada para basacaktır veya dışarıdan borç alıp halka dağıtacaktır. Para bassa, yabancı ülkeler parasını acaba geçerli kabul edip bizim ithalatçılara mal yollar mı? Borç alsam ödeyebilir miyim? diye de düşünür.
Bu ikilem aslında bir çok ülkenin başına geliyor. Avrupa birliği ile tek para birimine geçip artık kafasına göre para basamayan ülkelerden Yunanistan, İrlanda, Portekiz ve Güney Kıbrıs bundan nasibini almış ve büyük kamu borcu altında kalmıştır. Örneğin AB’ye girmeden önce, 1974 harbinden büyük ekonomik zarara giren G.Kıbrıs, ekonomiyi canlandırmak için sabit kur yerine hemen yüklü miktarda Kıbrıs lirası basar ve büyük projeler başlattıydı.
Peki AB’de her ülkenin elinden para basma hakkı alındığı halde niçin bazıları gibi Almanya, Hollanda veya Danimarka niçin batmadı? Hatta isimleri bile ekonomik krizle hiç anılmadı. Bu ülkelerin en büyük farkı net ihracatçı ülkeler olması. Ülkelerine giren para çok, çıkışı az olduğu için para darlığına düşmezler. Peki ABD 790 Milyar USD ticari açıkla bunu nasıl başarıyor? ABD para basıyor ama parası değersizleşmiyor. Bu nasıl oluyor? Çünkü ABD, dışarı akan paralarını tekrar borsaya yada finansal ürünlere yatırmak isteyen yabancılar sayesinde topluyor. Daha iyi yatırım ortamı bulamayan Çinli, Alman, İngiliz ve Hollandalılar paralarını ABD’ye yolluyorlar. Niçin? Şu an AB ve Japonya yatırımcıya eksi faiz veriyor. Artı faiz veren ülkeler ise bütün sermayeyi üstlerine çekseler bile gün sonunda bu faizleri ödeyemeyeceği için ödeyebilecek büyüklükte bir ülke olmak zorunda. Bunların içinde trilyon dolarlık piyasası ve banka faizi artı %0.50 olan ABD çok ağır bastığı için herkesi kapısına çekiyor. Bizimle ilgisi ise KKTC’den Ali ayrılınca napacağımızı bilen var mı? merak içindeyim.