Mirmiona arısı gibi üretmeyi seviyoruz

Babam, daima çok konuşan ve fazla çalışırmış gibi görünüp hiçbir şey üretmeyenlere “Mirmiona arısı gibi” der. Bugünlerde etrafımı şöylece bir kolaçan ettiğimde büyük bir çoğunluğun bu tanıma ne kadar uyduğunu görüyorum. Bir deyiş var bilirsiniz “Türk gibi başla, Alman gibi devam et”. Biz başlamanın bile konuşmakla olacağına inanıyoruz. Belki doğrudur. Önce tartışıp doğruyu bulmak gerekiyor ki işe doğru başlayıp sağlam yola çıkalım. Ama nedense “tam işe başlama aşaması geldi, bütün tartışmalardan galip geldik” dediğimiz anda nedense başka bir tartışmaya geçiyoruz. Bize bir konu yetmiyor. Her konuyu tartışma haline getirip galip gelene kadar münakaşa etmemiz, sonrasında ise işe hiç başlamadan, yeni konu aramaya çıkıyoruz. Seyirciler-taraflar memnun. Çünkü taraf oldukları bir tartışmayı kaybeder gibi olsalar da yeni tartışmada bir galibiyetle tekrar zafer nidalarına kavuşabiliyorlar.

İş yerine konuşmak daha tatlı sanırım. Gerçek bir üretimde sorunumuz var. Bu yeni mi oldu? Elbette hayır. Daha önceki bir yazımda da belirttiğim gibi uluslararası örgütlerin dokümanlarında bile yer almış bir konu. 1980’lerde Türkiye’ye ekonomik yapılanma sözü karşılığı mali yardım/kredi istemeye giderdik hala aynı, mesai saati iş yapmadığı için şikayet edilen memurlar aynı, saat 9-10’da viziteye başlayıp 12 olmadan kendi kliniğine giden doktorlar aynı, ülkeyi düzelteceğiz sözü ile yola çıkıp iktidar olan ama belki tam tersi, daha fazla geriye götürüp ayrılan siyasi partiler ve yüzler aynı, tanıdıklarla iş bulan-iş koparanlar aynı, hızlıca işadamı olmanın yolu aynı, fakirin çileleri- reel ücreti aynı,  toplu taşımacılık aynı, belediyecilik aynı, ithalat bağımlılığımız aynı, araba düşkünlüğümüz aynı, söylem üretme, idealist takılma aynı… bu böyle uzar gider.

Niçin üretmiyoruz? Solcusu sağcısı da aynı o yüzden belki de. “Solcuyum” diyen, kelimelere, lügat seçimine ayıracağı vakitte belki uzay mekiği projesi geliştirir Mars’a giderdik. “Sağcıyım” diyen vatan-millet Sakarya diye diye harcadığı enerjisini doğru kanalize etse atom bombası yapar dünyaya korku salardık. Ama olmadı. Hala aynı kısır döngüde aynı simalarla, yetmemiş gibi bir de onların çocukları ile yola devam ediyoruz. Babasının/annesinin propagandası ile ekmek yemeye/iş görmeye devam eden kesimler var. Bunlarla değişim bekleyemeyiz. Olsa olsa sistemin ölmemesi-devamı sağlanır. Derebeylikler gibi, Norman krallıkları gibi…

Yollardaki çukurlar için bile yıllarca daha da büyüdüğünü gördüğümüz, yerini gözü kapalı, ezbere bilir halde yaşamayı seviyoruz. Bir gün o çukuru yoldaki yerinde görmesek şoklarını yaşayan, garipseyen bir millet olmuşuz. Çocuklarımız bile aynı çukurlar, çatlaklar ve tümseklerle büyüyor, aile sahibi oluyorlar. Polisimiz ve itfaiyemiz hala adres tarifi isterken tanıdık bir bakkal, kahvehane, işyerinden tarif etmemizi ister. Ne kadar büyük evlere otursak ta, süper lüks arabalarımız olsa da, bankalara milyar dolarlar yığsak ta aslında toplum olarak yerimizde sayıyoruz. Hiç zengin olmadık. Zengin edildik.

ABD Doları cinsinden banka mevduatları ve Krediler KKTC
ABD Doları cinsinden banka mevduatları ve Krediler KKTC

Bu gibi konular yüzünden Kıbrıs ekonomisi veya politikaları üzerine yazmamak lazım belki de. Yazmaya değer önemli bir başlık bulana kadar bizim dışımızdaki Dünya’da neler oluyor onları incelemeliyiz sanırım.