Yeşil ada İrlanda ve yeşilin tonları

İrlanda bizden oldukça uzak olmasına rağmen aslında bizi anımsatan bir ülke. Öncelikle bir ada ülkesi olması, komşularıyla hiç bitmeyen bazı problemleri olması ve bir zamanlar bölgesinin tarım ülkesi olup en fakirlerinden olması bize de tanıdık gelen unsurlar. 1940’lı yıllarda İrlanda’nın batısındaki Shannon bölge havaalanı Amerika kıtasından Avrupa’ya gelen uçuşların ana mola ve benzin ikmal noktası olmuştu. Hatta “Irish Coffee” bu uçuşlardan bitap düşen ve üşüyen yolcuları ısındırmak ve canlandırmak için bölge havaalanı şef aşçısı tarafından bulunur. İlk Duty-Free’de transit yolcular için burada kurulur.

1958 yılında, yeni esen küreselleşme rüzgarlarının da etkisiyle, dönemin en üst İrlandalı bürokratı T.K.Whitaker, korumacı ekonomi yerine yabancı direkt yatırımlarının teşviki sayesinde ihracata dayalı büyüme modelini önerir. Bu, sonraki yıllarda çok etkili bir şekilde kullanılamamıştı. Ama 1992 yılı Avrupa’nın Maastricht anlaşmasını devreye sokup tek bir Avrupa piyasası yaratma kararının öncesinde ABD’li firmalar, AB’nin içinde en azından bir ayakları olması için İrlanda’nın iyi eğitimli, İngilizce konuşan halkı ve görece ucuz olan durumu yüzünden İrlanda’ya yatırıma girişirler.

1990 yılında Amerikan çip üreticisi Intel, Dublin’de üretime geçer. 1994’te Boston Scientific firması üretim yeri olarak İrlanda’yı seçer. Son 20 yılda ise, 277 milyar Dolar ABD yatırımı olarak ülkeye girmiş. Bu yatırım yapan şirketlerden bazıları ise çok tanıdık: Facebook, Google, Apple, Amazon, HP, IBM, Paypal, Oracle, Microsoft…Bu inanılmaz yatırımlar tabi ki ülkeye sadece güzel İngilizce konuşan halkı için gelmedi. Hükümetlerin inanılmaz vergi avantajları sağlamasından dolayı birçok şirket kendi ülkesinden vergi kaçırmak için, merkezini İrlanda’ya taşır. Adı sadece merkez olan bu yerlerde sadece 100 kişi çalışıyor görünürken 18 milyar Euro gelir elde ediyor (Eaton Corp.). 2015 yılında GSYİH rakamı %26 büyüyen İrlanda, ekonomi basınında hafif dalga konusu bile olur.

Yabancı direkt yatırımları (USD cinsinden)

2015’te küçücük İrlanda firmaları multi milyarlık ABD şirketlerini satın alması (aslında büyük firma küçüğü alıyor ama merkezi İrlanda’ya taşımanın hilesi bu) neticesinde aniden şişen ekonomi uçuk kaçık zenginlik rakamlarına ulaşıyor.

Bütün bunların etkisi ise her zamanki gibi emlak fiyatlarında kendini gösteriyor. AB sayesinde çok yüksek miktarda ucuz krediye ulaşan İrlanda halkı, medyanın da açık şekilde pohpohlaması ile emlağa hücum eder. Emlak fiyatları sadece 2001 senesinde %17 artar.

2003-2007 arası hanehalkı borçlanma oranı en yüksek Avrupa ülkesi haline gelen İrlanda, 2007 Temmuz ayında emlak fiyat endeksi, endeksin en yüksek rakamı 130.6’yı görür. Sonrasında krize giren İrlanda bankacılık sisteminin etkisiyle, endeks 2013 Mayıs’ta 59.8 rakamını görür. Yani fiyatlar 6 sene öncekinin yarısından da aşağı düşmüş.

İrlanda Ev fiyatları endeksi - şok düşüş

İrlanda Ev fiyatları endeksi – şok düşüş

İrlanda Merkezi hükümet borç büyüklüğü (%GSYİH olarak)

Bu krizden çıkış için AB’nin kapısını düzenli çalar hale gelen İrlanda, son yıllarda tekrar toparlanma belirtisi gösteriyor. En büyük avantajı olan “AB içi vergi cenneti” statüsü ise bu sene, AB’nin belki biraz İrlanda’ya yardım, belki biraz ceza olsun diyerekten Apple firmasına 12.9 milyar Euro vergi cezası kesmesiyle tehlikeye girer. Bu miktar İrlanda’nın 2015 yılı vergi gelirlerinin 3’te biri kadar büyük. İrlanda hükümeti gelen parayı sevinçle karşılayacağına, AB kararını temyize götürmeye karar verir. Kısaca “bu kadar büyük vergi cezasını biz almak istemiyoruz” diyorlar. Niçin? Çünkü yatırımcıları kaçırıp eski günlere geri dönmek istemiyorlar. Tamamen dış yatırıma bağımlı hale gelen ülke, devletin en büyük gelir kaynağından vazgeçip belki kendi kendini yok etmesine neden olacak kadar gözü dönmüş durumda. Demek ki yeşil ada artık sadece dolar yeşilini istiyor.