Döviz kurları ve Faiz

Bir ülke para biriminin diğer ülke para birimlerine karşı gücü bana göre, devletin borcunu ödeyebilme marifeti ve borcuna verdiği faiz ikilisi tarafından belirlenir. Kısaca borcunu ödemede sorunsuz bir ülke olacaksın, bir de yüksek net faiz verebiliyorsan piyasalarda senden iyisi yoktur. Tabi faiz oranı bildiğiniz gibi aslında risk primidir. Yani borcunu ödemen ne kadar çok risk barındırıyorsan, faizi de o kadar yüksek olur.

Kısaca güvenli sağlam ekonomi ile faiz oranı birbirine ters orantılıdır. Biri artarsa öbürü azalır. Para birimi de burada devreye giriyor. Para gerçekte bir ülkenin bir çeşit borç senedidir. Değerli maden temelli para kalmadığından artık günümüzde paranın kendi başına bir değeri yoktur. Onu tedavüle süren ülkenin bu paranın karşılığını mal veya hizmet olarak sana vermesi beklenir. Zamanı gelip o elindeki parayı kullanmaya karar verdiğinde eğer para eskiden 2 ekmek alabiliyor iseydi ve şimdi sana o ülke diyorsa “kusura bakma bu parayla artık 1 ekmek veriyoruz”, o para değersizleşiyor demektir.

Böyle durumlarda ülkeler parasının (kısaca borç senedinin) itibarını kurtarmak ve ona olan talebi artırmak için faizi devreye koyar. “Benim parama yatırım yaparsan, sene sonu bu kadar da fazladan para vereceğim” diyerek muhtemel zararını sana vermeyi taahhüt eder. Burada muhtemel diyoruz çünkü örneğin bir senelik borç için o ülkede bir sene içinde neler olabileceğini kimse kestiremez. Sorunsuz bir ülkede (örneğin İsviçre veya ABD) ekonomik sürprizler az olurken problemli ülkelerde (Arjantin, Yunanistan, Venezuela…) her gün risklidir. Yatırımcılar elbette kazanç peşinde koşarlar. O ülkeyi sever diye gidip parasını o ülkeye yatırarak göz göre göre batırtmaz.

Gelelim Türk lirasına ve bugünlerine. 2001 yılından itibaren o alışılmış sürekli değer kaybeden günlerinden uzunca süre uzak kalmayı başaran para birimimiz nasıl oluyor da bugünlerde bu kadar çok değer kaybeder hale gelmiş?

Japonya’nın dünya harbi sonrası sanayi üretimi sayesinde 1960-1973 arası aşırı büyüyen ekonomisi 1973 ve 1979 petrol şokları ile sallanır. Düşük büyüme rakamlarını önlemek için 1980’de %9 faizden 1987’deki %2.5 faiz oranına düşürmesi ise emlak fiyatlarında şişmeye ve “Carry Trade” dediğimiz düşük faizle borçlanıp, yüksek faiz veren ülkelere yatırım yapma sistemi böylece başlar. Yani üretim yatırımı yerine fırsatçılık arayışını tetikler.

2000 yılındaki değişime dikkat

Aynısını daha sonra ABD’de görüyoruz. Yüksek faiz yüzünden ülkeye gelen para, Aralık 2000 yılından itibaren FED’in ani faiz düşürmeleri sayesinde yeni mecraları arayışa çıkar. Tabi ABD’li de carry trade işine başlar. AB’nin de Euro ile düşük faizle işe girişi, dünyanın neredeyse görece stabil her ekonomisinde düşük faizlerden dolayı emlak yatırımları patlatır. Değersiz olan para birimleri yeni gelen para akışı ve yatırımlarla canlanır. İzlanda’dan Norveç’ten, İspanya’ya oradan Türkiye ve Kıbrıs’a, Çin’e, Avustralya’ya kadar.

Konut fiyatları Dünya’da (Değişim)
Konut fiyatları ve Ortalama gelir

2008 krizi ile biraz havası inen gelişmekte olan ekonomiler, gelişmiş ülkelerin faizlerinin hala düşük olması hatta daha da düşürülmesi ile fırsatçıların yatırıma devam etmesine neden olur. Bu sistemin yanlış olduğunun az çok ortaya çıkması ile şikayetlerin artması bazı politika değişiklerine neden oluyor. FED faizleri artırmaya karar verdiğini söylemesi ile dışarıda değersiz para biriminin değeri şüpheli faizi ile kısılmak istemeyen yatırımcılar yavaş yavaş paralarını bu piyasalardan toplamaya başladı. Hangi sırayla çekecekleri ise FED’in faiz artırma hızı ve o ülkenin faizinin riskini karşılama oranıyla ilgili. Bizim bu durumda seyirci olmaktan başka bir şansımız yok gibi.

http://www.imf.org/external/research/housing/
Global konut fiyatları endeksi (IMF)

Not: Faizlerin düşüşüne bakın (KKTC içinde aynı) ve konut fiyatlarının artışını düşünün o dönemden sonraki. Bağlantı açık.

Türkiye ortalama mevduat faizi (1 yıl vade için)