Bütçe dengesi ikilemi

Sektörel denge; kamu, özel ve yabancı sektör mali dengelerinden oluşur. Bunların hepsinin toplamı teoride sıfır olmalıdır. Örneğin kamu mali bütçesi açık verirse diğer ikisinin toplamı bu açığı karşılar miktar artıda olmalıdır. Yabancı dediğimiz kısım dış ülkelerden veya kaynaklardan ülkeye giren veya onlara giden sermayeyi anlatır. Örneğin yatırım için ülkeye gelen yabancıların getirdiği para veya dışarıdan ithal edilen mallar nedeniyle yurtdışına yollanan sermaye. Özel denge ise ülkedeki kişilerin biriktirdikleri paradan yaptıkları yatırım ve tüketim harcamalarının düşülmesi ile elde kalan kısmıdır. Bunları niye yazdığımız ise geçtiğimiz günlerde Financial Times gazetesindeki bir haber.

İsveç devleti 2016 yılını 9.5 milyar Dolar bütçe fazlası ile kapatmış. Bunun 4.47 milyar dolarlık kısmı fazla vergi ödenmesinden. Yanlış okumadınız. İsveç halkı, devlete vergi ödemede fazla cömert davranmış. İlk başta şaşırtıcı da olsa işin aslı ise farklı. İsveç merkez bankası mevduata negatif faiz verdiği için (paranız bankada durduğu sürece size faiz vermek yerine sizden faiz talep eden bir sistem) halk devletin vergi yasalarında yazan “fazla ödenen vergilere minimum yıllık %0.56 faiz verilir” maddesinden kısaca bu şekilde avanta sağlıyorlar: “paramı bankaya yatırıp negatif faiz yüzünden para kaybetmektense, devlete fazla vergi öderim de fazla yatırımıma devlet faiz versin” diye düşünmüş İsveçliler. Halkın bu fazla yatırımı devlete pahalıya mal olmuş. Devlet haklı olarak şikayet ediyor ve diyor ki: “Biz bu parayı para piyasalarından borçlanmış olsaydık 90 milyon dolar daha az elimizden çıkacaktı.”

İsveç Riks Bank faizleri 1994-2017

Bu olay ilk paragrafta yazdıklarımı az çok içeren bir olay. Özelin birikimleri devletin kasasına geçince gereğinden fazla bütçe fazlası oluşmuş. Sonuçta devletin verdiği faiz bankacılık sisteminden daha iyi olduğu için, bankaya yatırmayıp geçici süreliğine devletin kasasına koymuşlar.

Bütçe fazlası veren devletlere baktığımızda Norveç, Almanya, İsviçre, Liechtenstein gibi Avrupa ülkeleri dışında Katar, Kuveyt, Umman, Birleşik Arap Emirlikleri gibi petrol zengini ülkeler ve Singapur ve Güney Kore gibi ihracat temelli ülkeler var. 2014 yılında bütçe fazlası veren sadece 15 ülke var. Geri kalan ülkeler ise neredeyse kronik açık veren ülkeler. Kısaca Dünya, kazandığından fazla harcayan devletler ile dolu. Bunu karşılayabilmek için borçlanmak veya yardım almak zorunda kalan devletler yabancıların ve özel sektörün eline bakar durumda kalıyor. Çünkü teori diyor ki sende yoksa onlardadır.

Devletler bütçe dengeleri

Bu büyük bir ikilem gibi. Devlet mali yönden güçsüz ise halkın sosyal ihtiyaçlarına cevap veremez olur ve varlığı neredeyse gereksiz olur. Öte yandan vatandaş ise harcadığından fazla kazanmak, geleceğini garantiye alacak kadar da maddi birikime sahip olmak ister. Bunu yapmasına engel olunursa geleceği yok olur. Ülke ise ihraç ettiğinden fazlasını ithal ediyorsa, özel veya devlette açık neredeyse kesindir. Peki hangi taraf fedakârlık etmeli? Ya devlet vatandaşına diyecek ki: “Ey harcadığından fazla kazanabilen özel sektör arkadaşlar, ben sizin için ağırlıklı olarak diğer vatandaşlarıma olan, sosyal devlet vazifemden vazgeçiyorum, benden bir şey beklemeyin veya bana sınırsız borçlanma, para basma hakkı verin ki diğerlerini de üzmeyim” veya “Ey halkım para biriktirme isterseniz üretin, yurtdışına aldığınızdan fazlasını satın. Bana da vergilerinizi verin ki ben de ihtiyaca düşene devlet vazifemi yerine getireyim”.

KKTC Devleti bu sene de bütçe açığı ile yılı kapamış. 2015 senesini avans dahil açık 450 milyon TL ile kapatan ülke, 2016 senesini de 254 milyon TL açık ile kapatmış. Sizce devlet neyi tercih etmiş?