Kurtulma şansımız: Sıfır

Çocukluğumdan hatırladığım ve hep büyüklerimizin anlattığı kadarı ile eskiden ailede bir kişinin çalışması geçinmeye yetiyordu. Hatta çalışma saatleri özellikle köy yerlerinde bugünlerde özel sektörde çalışanların çalışma saatlerinin belki de yarısı kadardı. Peki ne oldu da şimdilerde hem anne hem baba hem de bazen evin büyük çocukları bile çalıştığı halde kazanılan paranın yaşamalarına yetmemesi, hatta evin ihtiyaçlarını karşılayamayacağı korkusu aileleri sarmış?

Sanırım bu pazarlama dehalarının başarısı ve biz sıradan insanların irrasyonel olması neticesinde tüketime aşırı itilmemiz ve bunu karşılayabilmek için daha çok çalışmak zorunda bırakılmamızdır. Eskiden akıllı cep telefonu veya Mercedes’in en yeni modelini almak diye bir anlayış yoktu. Çünkü bu ürünler bize sunulmamıştı veya gereksizdi. Şimdilerde basit bir telefon için hiçbir şey yemeden içmeden en az birkaç ay çalışıp para biriktirmeniz gerekiyor.

 

Bu kadar piyasa itmesinin sonucunda insanlar daha çok çalışıp biriktirmeyi ve bazen beklemektense yine yeni icat banka kredileri, kartları sayesinde belli bir ücret veya faiz ile hayallerini hemen elde etmeye başladılar. Bu defa daha da fazla çalışmak gerekiyordur, çünkü bankaya da komisyon ve faiz parası bulmak gerekiyor. Bunları ödemede biraz gecikir de mahkemelik olursanız bu sefer davanın avukatları için birazcık daha fazla çalışmanız gerekecek. Onlar için ne kadar çalışacağınız ise onların insafına kalmış üstelik.

Eğer sıradan bir işiniz, sıradan bir geliriniz varsa (ki halkların en kalabalık tabakası orta sınıf denen bu kesimdir) bütün sistem sizi daha çok çalıştırmak için kurulmuştur bilesiniz. Bütün aile bütün gün çalışacaksınız, bu yüzden de küçük çocuğunuza da ya anneniz veya yine parasıyla bakıcı bakacaktır. Özellikle yaşını aşmış annelerin/babaların emeklilik yerine bu yüzden tekrar çalışmak zorunda olması sanırım biraz acı. Korkmayın, günü geldiğinde bayrağı bu sefer de çocuğunuz alacaktır.

Hepimiz çalışacağız, daha çok çalışacağız ölüm günümüz gelene kadar belki de. Bir Amerikalının, Almanın şekle/şemale sokup bize ateş pahasına sattığı demir ve plastik parçaları için mi uzun yaşamak istiyoruz yoksa çocuğumuzu sevebilmek, güzel vakit geçirebilmek için mi?

 

 

İşte burada bütün dünyada ekonomik büyüme saplantısının niçin olduğunu anlayabiliriz. Ekonominin büyümesi zorunlu hale gelmiş. Çünkü size aşırı miktarda sunulan ürünleri almanız için daha çok çalışmanız gerekiyor, iş yoksa para yok ve sunulan ürünleri alabilecek te yok. Faizini ödeyebilmek için sattığınız ürün/hizmet varsa fiyatı da o kadar artmalı ki faizi ödeyebilesiniz. Bütün bunlar büyüme adı altında bize gösteriliyor. Halbuki büyümeyi zoraki bir hale getiren bizleriz.

Bunun çözümü? Yeni bir konsept. Sürdürülebilir bir dünya için sıfır büyüme temelli ekonomik model. Ekolojik ekonomist Herman Daly’nin öncüsü olduğu “durağan ekonomi” modeline göre bilinçli bir şekilde devlet eliyle fiziksel varlıkların (zenginlik) ve nüfusun sabit tutulmaya çalışılmasıdır.

Bunu elde etmek için ise daha dayanıklı malların üretilmesi, doğanın kıt/sınırlı kaynaklarını en az kullanarak doğa için yararsız veya daha kötüsü zararlı olabilecek son ürünlerden sakınma, nüfusun ise uzun bir hayat ile az doğum-az ölüm şeklinde korunması olarak düşünülmüş. Ne sıkıcı bir hayat diyebiliriz ama binlerce yıl boyunca dünyada ekonomik büyüme ya çok az olmuş veya hiç. Örneğin 1348’deki Osmanlı da kişi başı gelir 1820’ye gelindiğinde sadece %50 artmış. İspanya’da aynı dönemde sıfır. Kuzey İtalya’da bırakın artmayı, azalmış bile. İmkansıza yakın bir hayal ama belki bir gün şansımız kalmayabilir.

Tarihi kişi başı gelir rakamları 1348-1820

 

 

Özel Not: Ünlü istatikçi, risk analizci, akademisyen, yazar… Nassim Taleb hiç sıkılmamış bütün canlıların hayatları boyunca ortalama kalp atım sayılarını hesaplamış. En küçük memelinin kalbi dakikada 1500 atıyorken, en büyüklerin 20-30 arası. Büyük canlılar daha uzun yaşıyorken, küçükler görece daha az yaşıyor. Bütün canlılar ortalama 1 milyar kalp atışı kadarlık süre yaşıyorlar. Biz insanlar 2 milyar atım ile tamamen farklı kulvardayız. Bu bizim üstünlüğümüz olarak görülüyor. Bununla Taleb, yaşlanmanın esas sebebini yıllar değil kalp atım sayısına bağlıyor. Dakika 180 atımlık bir iş yapıp oturmanız sonra sakin devam etmeniz, bir saat boyunca dakikada 100 atım üzeri iş yapana göre yaşama şansınızı çoğaltıyor. Bunun için hatta bilimsel makale ile ispatını da bulmuşlar (http://circ.ahajournals.org/content/circulationaha/90/2/878.full.pdf) Bir çok araştırma da sanırım yolda…

Kısaca eğer uzun yaşamak istiyorsanız sürekli yüksek kalp atımlı işlerden uzak durun, çevrenizde sürekli heyecan yaratan ortamlardan da. Üzücü, heyecan yaratıcı haberler, insanlardan da uzak durun… Japonlar ve sicilyalıların uzun yaşama sebebi belki de yiyeceklerden değil de stresli, yüksek kalp atımlı işlerde olmaktansa sakin işler ve insanlarla yaşamaktandır…