Melez devlet ‘e karşı sıradan vatandaş

ABD yeni başkanı Trump, geçtiğimiz haftalarda ilk yurtdışı ziyaretini Suudi Arabistan’a yapmış ve 110 milyar Dolar’ı savunma alanında olmak üzere ABD şirketilerinin yaklaşık 350 milyar Dolarlık anlaşma kotarmasına yardım etmişti. Bu firmalar arasında Lockheed Martin, General Electric, Exxon, Blackstone gibi çok tanıdık firmalar var. Görüleceği üzere ABD başkanı bir çeşit işadamları dernek başkanı gibi lobicilik yapmış ve ülkesinin dev firmalarına milyarlık anlaşmalar yaptırtmış. Obama dönemi Suudilerin dindeki  ve petroldaki rakibi İran ile yapılan nükleer barış anlaşması ile Suudilerin ABD ile arası açmıştı. Trump bunu gidermiş gibi.

Trump Suudilerle dans ederken

İngiltere başbakanı May ise 2017 yılı başındaki ABD ziyareti sonrası ilk ziyaretini Türkiye’ye yapmış ve 125 milyon dolarlık savunma anlaşması bağlamıştı. Türkiye yerli savaş uçağı için İngiliz havacılık firması BA ile işe girişmiş. Ardından Rolls Royce uçak motoru üretimi için Kale grubu ile de anlaşmayı imzalamış. Türkiye’de ise geçtiğimiz ay Hindistan’a giden TC Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan, iki ülke arasındaki ticaret hacmini 3 yıl içinde 10 milyar dolara ulaştırmak istediklerini söylemiş. Arçelik hemen ardından Hint TATA firması ile 100 milyon dolarlık iş anlaşması imzalamıştı.

İngiltere-Türkiye ticaret anlaşması

Kısaca ülke liderleri, kendi ülkelerinin özel firmalarına iş anlaşması bağlamak önceliğinde hareket ediyorlar. Bunda yadsınacak ne var derseniz ilk başta ülkeye döviz girişi, istihdam artışı falan gibi faydaları göz önünde ama devletin sosyal görevinden sakınıp görevi iş insanlarına hizmet önceliğinde ve bu insanların sosyal devletin görevlerini yerine getirmesini beklemek gibi oluyor. Kısaca sosyal devletin özelleştirilmesi.

Mike Lofgren 30 yılını ABD kongresinde geçirmiş biri olarak “derin devlet” adlı kitabında kongre tecrübesini şöyle özetlemiş: “Derin devlet, kamu kilit elemanları ile özel sektör finans ve sanayinin üst seviyesinin melez birlikteliğidir…ülkeyi esas yöneten bunlardır hem de seçim zamanındaki sıradan seçmenin talepleri kaale çok az alan bir anlayış içerisinde”

Bütün bunların özeti 19. Yüzyıl sosyalizminin öldüğüdür. Kapitalizmin karşısında sosyal devlet adı ile gelir dağılımını düzeltmeye çalışan veya öyle görünen kapitalizmin parçası sistem ülkeleri kaldı. Eğer onlarda ayakta kalmazsa sıradan vatandaşın tutunacağı bir umudu da kalmıyor. Böyle bir durumda ne yaparlar? Kestirmesi zor. Ama isyan olasılığını hiçbir kapitalist sistem istemez. Bunun için sosyal devletler diyebileceklerimiz şimdilerde herkese çalışması gerekmeden maaş vermeyi tartışıyor. Sebep ne? Kurulan sistemden aşağıya para akışı beklenildiği gibi olmamış. Gelmiyor, akmıyor yukarıdaki zenginlerden aşağıya.

Dünya gelir dağılımı (gelir grubuna göre yetişkin insan nüfus oranı)

Görüleceği üzere tam kapitalist sistem, dağıtımda sorun çıkarıyor ve sıradan halk ile uçurumun isyana sebebinden korkan batı demokrasileri sus payı/sakinleştirici arıyor. Parayı özelden alamıyorlar.

Peki nereden alacaklar? 2008 yılında dünyanın en büyük 4 merkez bankasının toplam varlıkları 6 trilyon dolar civarında iken 2008 krizinin ilk yılında 9 trilyona, Mayıs 2017 itibari ile 18.4 trilyon dolara ulaşmış. Bu para varlık alım adı altında devletlere ve özel şirketlere aktarılmış.

Bol para bulan piyasaları şişirmiş. Ev, lüks araba fiyatları inanılmaz rakamlara çıkmış. Çok büyük bankalar 2008’’deki devlet destekli kurtulmaya güvenerek aşırı riskli yatırımlara girmişler. Havuzun başında oturanlar parseli toplarken sıradan vatandaşa da kırıntı gelecek derken o da gelmemiş. Şikayetler duyulmaya başlayınca işte en kolay çözüm, herkese maaş fikri ortaya çıktı. Nasıl olsa para basmak sudan ucuz merkez bankası için.

Bütün bunlar ışığında KKTC’de durum ne? derseniz bizde herşey tıkırında. Ses çıkarmayın boşuna.