Steroidli Ekonomi ve Enflasyon

1980’lerde çocuk olanlar belki hatırlar. O zamanların meşhur gazetesi Tan, 1 Ağustos 1987 tarihli manşetinde “Sakallı bebek doğdu ve konuştu: Bayramının ikinci günü kıyamet kopacak” diye yazmıştı. Dün gibi hatırlarım, gazete bu haberle büyük travma yaşatmıştı o zamanın çocuklarına. Tabi kıyamet kopmadı ama o zamanın TC başbakanı Turgut Özal bayramdan hemen sonra bazı temel ürünlere yüklü zam kararı açıklayınca halk arasında sakallı bebeğin Turgut Özal ve kıyametin alametinin ise zamlar olduğuna daire espriler yapılmıştı. Gerçekten de o tarihlerde Türkiye yıllık enflasyon oranlarına bakarsak 1987’de yıllık enflasyon çok büyük artışla (1986: %24.5) %51.6 rakamına ulaşır. Bir önceki seneye göre bu kadar artış bir tek efsane yıl 1994’te görülür (%60’dan %150’ye).

*: 2017 yılı Mayısa kadardır. Diğer yıllar yılsonu itibari ile

Enflasyonun sebebi nedir? diye sorsak bir çok varsayım yazılabilir. Favori yazarlarımdan Werner’e göre enflasyon nominal gayri safi yurt içi hasıla(GSYİH) ile gerçek GSYİH arasındaki farktır ve nominal GSYİH, GSYİH işlemleri için yaratılan krediler tarafından belirlenir diyor. En basit örnek şu: bir markette satılan bütün ürünlerin fiyat toplamı geçen seneye göre artmışsa bunun iki nedeni olabilir. Ya market fiyatlara zam yapmıştır veya raflarına yeni stok mal koymuştur. Sonuçta fiyatlar toplamı böyle artabilir. Eğer üretim artmazsa ekonomide (raflarda yeni stok mallar) ve fiyatlar artarsa, sisteme bir yerlerden fazla para girmesi ile mümkün.

Bir ekonomiye dışarıdan üretimde artış olmadan para girerse fiyatlar kaçınılmaz olarak yükselir. Çünkü eline para geçen herkes, mevcut mallardan almak ister. Bu ise mala olan talep artışından dolayı o mal için halkın ödeyebileceği en yüksek fiyata kadar fiyatının artmasına neden olacaklardır. KKTC bana göre sürekli bunu yaşıyor ve yaşamaya mahkum. Türkiye ile aramızda her zaman fiyat farkı olmuştur ve enflasyonda her zaman daha önde gitmişizdir. Bunun nedeni bizim basit ekonomistlerin dediği gibi girdi maliyetinin yüksek olması değil, kişi başı elde olan mevcut paranın mallardan daha fazla olması ve artmasıdır. Bir ürünün fiyatı 5 TL iken cebinde 4 TL’si olan alamayacağına göre ve bunu satan kişi satmayarak yaşayabileceğini düşünüyorsa fiyatlar hep yukarıda durmaya devam eder.

Tabi Werner’in batı dünyası için bahsettiği konu bizde de 2002 yılında sonra kendine yer edinmiş. Ne mi? Kolay kredi ile gelen yeni para.

Batı dünyasında ekonomilerinin canlandırılması için faizleri düşürmesi, daha çok kazanabilmek için gidecek yer arayan sermayeyi gelişmekte olan (kısaca gelişmemiş ama süzülebilecek,yağı daha çıkarılabilecek) ülkelere sokmuş. Bu ise düşen döviz kurlarına (dövizin düşme sebebi yabancıların getirdiği dövizi bozması) ve banka hesaplarında şişmeye neden olmuş. Bankalar zamanla faizi aşağı çekmek ve ellerindeki fazla rezervi kredi olarak vermek zorunda hissetmişler. Bunu bir de merkez bankası zorunlu rezerv oranlarını aşağı çekerek desteklerse işte o zaman aynen bizdeki gibi uçuş başlar. 2000 senesinde 23,000 STG’ye alınan daire 2006 senesinde 60,000’den satılığa çıkar hem de ikinci el olarak.

Özetlersek, ülkemiz enflasyonla yaşamaya mecburdur çünkü öyle bol para var ki “Almazsan alma dostum!” zihniyetine neden olmuş. Ganimet veya miras arsasını satan hemen araba ve villa almaya koşmuş. Biraz artan apartman yapıp kiraya koymuş. Zenginliğin yolu bu olmuş ama üretim nerede? Para geliyor ama üretim yok diye isteyen istediği fiyattan satışa çıkıyor. Böyle bir döngünün dönebildiğini tarih görmedi ama “biz göreceğiz” diye inanıyoruz sanırım.

KKTC ve Türkiye aylık parasal taban değişimleri- Ne kadar bol para o kadar enflasyon