Kira, Karl ve KKTC

Karl Marx, kira geliri ile yaşayan savurganların sayısının artan olasılıklar ve baştan çıkarıcı zevkler ile ters orantılı olarak azalacağını söylemişti. Çünkü bunlar bu kazançlarını tekrar yatırım yapıp büyütmek yerine lüks tüketime müsrifliğe harcamayı tercih ederlerse kendi sonlarını getireceklerdir diye özetlemişti. Bu tip gelirlerle (faiz ve kira) yaşayanların önünde sonunda gelirleri endüstriyel kapitalistlere kayacağından en sonunda bu grup yok olurken toplum, endüstriyel kapitalistler ve emek karşılığı maaş kazananlar diye iki basit gruba bölüneceği tahminini de yapar.

Karl MARX

20.yüzyıl 1980’lere kadar sermaye ve emek arasındaki savaşa ve iki grubun arasını sosyal koruma, mali politikalar, regülasyonlar ile bulmaya çalışan devletlerin çağı olarak geçmişti. Ta ki ekonomik liberalizm rüzgarları ile savaşın tek galibi olarak “sermaye” belirlensin. Aynı zamanda kira geliri (kısıtlı doğal kaynakların kontrolü (arsa, petrol…), finansal varlıklar ve entellektüel mülk) de ön plana çıkıp küresel çapta baskın bir güç oldu.

Bizim ülkemizde son yıllarda yabancı üniversiteli öğrenci sayısı ile ona bağlı kira temelli konut inşaat sayısı artışı gözle görülür bir şekilde artmıştır. Halk ve sermaye sahiplerinin geçim kaynağı olarak belirlediği emlak sektörü neredeyse bütün ülkenin tek ekonomik modeli haline geldi. Belli grup iş insanlarının vakıf adı altında vergiden muaf, her türlü teşviğin sonuna kadar açık olduğu bir alan özel üniversite işine girmesi ile bu sektörün yan gelirlerini çıkarabilecek olan gıda tüketimi ve kiralık emlak alanına da diğer iş insanları atladı. Bu arada sıradan halkta bu işten nemalanmak için ya elindeki arsasını fahiş fiyatlara satmaya veya kendi de iş insanı olmak ümidi ile apartman, yurt yapım işine girmiş.

Kolay para sonuçta ama ortada üretim yok. Üretim olmadığı için elde birikmesi gereken sermaye her sene yurtdışına ithalat olarak uçuyor. Gözümüz yok ama sanırım 2016 ve 2017 yılı bu ülke tarihinin en lüks araç ithal edildiği yıllar olacak gibi. Metresi binlerce TL’ye mutfak tezgahı ithali de bu senelerde yaptık. Kısaca bizim yeni sınıf insanımız nesiller boyunca kira ve emlak satış işi ile yaşayabileceğimizi düşünüyor. Buradan gelen para ile de Bill Gates, Warren Buffet’i bile geçebilecek kadar lüks yaşamın peşinde. Bu furyanın başladığı 2003’ten beri bir tane bile dünya markamız veya yeni icat bir ürünümüz olmadı. Bütün gelen ve krediler yoluyla yaratılan parayı olduğu gibi tüketime harcadık.

Devlet de buradan geçiniyor gibi olduğu için teşviği kesmemiş. Örneğin 2016 yılı bütçesinde emlaktan beklenen vergi (tapu harcı) geliri 70 milyon TL iken 83 milyona yakın bir gelir elde etmiş. Yaklaşık %4’ten koysak harç gelirini (değeri az gösterilen evleri de unutmadan) 2 milyar TL’lik emlak satışı yapmışız 2016 yılında. Bu sene devlet gelir tahmini olarak bütçeye 90 milyon TL koymuş. İlk 5 ayda geçen seneye göre şu an bile 5 milyon TL ( %4ten yine hesaplarsak 1 milyar TL’yi devirdik demek) daha fazla gelir toplamış. Gümrük vergisi ve motorlu taşıt vergi gelirleri hepsi %40 civarında artmış geçen seneye göre. Alan memnun, satan memnun diyelim.

Taşınmaz mal ve Motorlu araç vergi gelirleri aylık 2011-2017

Ama bu böyle gitmez. En sonunda Karl Marx belki haklı çıkacak ve tembel işi gelirci olan kira gelirci sayısı azalacak. Bu sınıfın üyeleri belli bir sermaye grubunun eline bakakalacaklar. O zaman ellerinden üretim gelmeyen, iş gelmeyen bu sınıfın torunları asgari ücreti bile bulamayabilirler.