Para kime hizmet ediyor?

Mario Draghi, 2011 yılından beri Avrupa Merkez bankası başkanlığını yürüten bir İtalyan bankacıdır. Eski bir Goldman Sach çalışanı da olan Draghi, bundan 5 yıl önce Avrupa birliğinin yavaşlayan ekonomisini canlandırmak için “ne gerekiyorsa” temalı projesini başlatmıştı. 26 Temmuz 2012’deki AB verileri şöyleydi: Enflasyon %2.4, işsizlik %11.4, GSYİH büyümesi eksi %0.8, Kredi risk primi %2.36 ve AB Merkez Bankası bilanço büyüklüğü 3 trilyon Euro. Tam 5 yıl sonraki veriler ise şöyle oldu: Enflasyon %1.3, işsizlik %9.3, büyüme artı %1.9, kredi risk primi %0.93 ve AB Merkez bankası bilançosu 4.2 trilyon Euro.

Mario Draghi’nin Merkez Bnakası başkanlığı 2012-2017

Özetlersek AB merkez bankası elindeki tek silah olan para basma ile biraz başarı sağlamış gibi. Piyasaya sürdüğü para belli ki biraz rahatlatmış GSYİH ve işsizlik rakamlarını. Ama maliyeti tam 1.2 trilyon Euro olmuş. Daha önceki yazılarımda da yazdığım gibi 2008 krizi sonrası aynı yöntemi kullanan ABD ve Japonya merkez bankaları da piyasayı paraya boğarak rahatlatmayı tercih ediyor. 2007-Haziran 2017 arası ABD, AB ve Japonya Merkez bankalarının bilanço büyüklüğü 3.9 kat artarak 13.7 trilyon dolar olmuş. Bizim merkez bankası para basmıyor ama Türk lirasında söz sahibi TC Merkez bankası basıyor. Aynı dönemde TCMB toplam varlıkları da yaklaşık 6 kat artmış. Bu kadar bolluktan bize düşen kısmı ise yaklaşık 4 kat artan M3 parasal taban. Yani vadeli vadesiz tüm hesaplarda ve cüzdanlarda bulunan para miktarı. Aynı dönem içinde asgari ücretin artışı 2.3 kat olmuş. Diyebiliriz ki maaş ve piyasadaki para miktarı aynı şey değil ama asgari ücretle para biriktirebilen insan da yok sanırım. Bu yüzden asgari ücretliler dışında başkalarının daha çok kazandığını söyleyebiliriz.

ABD, AB ve Japon merkez bankaları toplam varlıklar

İşte bütün konu burada başlıyor. Donald Trump’ın seçimlerde işsiz veya dar gelirli kesime oynamasının başarılı olma sebebi de aynı zamanda bu. Veya popülist dediğimiz söylemlerle seçim kazanan veya oylarını artıran çeşitli ülkelerdeki siyasi partilerin başarısı da aynı özelliği içeriyor. Dar gelirli kesim ile üst gelirliler arasında yaşam kalitesi bağlamında çok ciddi ayrışımlar oluşuyor. Ve bu insanlarda artık farkında veya fark etmeleri istendiğinde tepki verebiliyorlar. Çünkü iş çığırından çıkmak üzere. Dağıtılan bu paralar meşhur efsane “Trickle down” ekonomisi veya öz Türkçe ile “Aşağıya da akmasa damlar” ekonomik teorisini safsata haline döndürüyor. Çünkü bir yerlerde bu para sıkışıyor aşağıya gelmiyor. Sıkışma da çok erken seviyelerde başlıyor çünkü üsttekiler, yani paranın kaynağına yakın oturanların zenginliğindeki artış bariz iken daha alt seviyelerde net bir şey konuşmak zor oluyor.

Mahallemde birkaç küçük dükkân var. Yolumun üstünde olduğu için geçerken öyle veya böyle bunları görüyorum. Bugün baktım ki biri yine isim değiştirmiş. Daha önce sanırım sandviççi iken, sonrasında çiğ köfteci daha sonra kafe, şimdi ise yeni isimle başka bir kafe oluyor.  Reklamcı olan dükkân ise ismini değiştirmiş başka tabela asmış. Hırdavatçı ise aylardır boş, vitrininde kiralık yazıyor. Mahallenin meşhur kebapçısı da aylardır kapalı, iflas etmiş galiba. Büyük market ise isim değiştirmiş. Alacaklısı el koymuş diyorlar. Sadece 3-5 sokakta bu son 2 sene içinde gördüklerim bunlar. Herkes bol para yüzünden ortaya çıkan ucuz kredi, artan nüfusa güvenerek iş kurmaya niyetlenmiş. Ama küçüklere göre değil piyasa. Çoğu insan kirasını ödemek için sabah dükkân açıyor bütün gününü harcıyor. Kısaca mal sahibine çalışıyor. Para aslında niçin basılmış, kime fayda ediyor düşünmek lazım.