ABD demokrasisi: Liberya

Çoğunuz Liberya ismindeki Afrika ülkesini duymuşsunuzdur tahminim. Kişi başına gelirde dünyada sondan beşinci olan, halkın %80’nin fakirlik sınırının altında yaşadığı ülke Panama’dan sonra dünyada en çok adına kayıtlı gemi bulunan ülkedir aynı zamanda (Dünyadaki gemilerin %11’i Liberya kayıtlı). Bu kadar fakirliğe rağmen dünyada en çok gemiye sahip ülkelerden biri olması garip bir durum gibi ama işin aslı öyle değil. Liberya’nın makus talihinde saklı cevap.

Liberya yüzyıllar boyunca Ameriko-liberyalılar yani ABD’de kölelik yapıp 19. Yüzyılda Liberya’ya göçen ve ülkenin kurucusu olan bu etnik Liberyalılar tarafından yönetilir. Liberya nüfusunun sadece %5’ini oluşturan bu etnik grup, 1980 yılına kadar ülkenin elit kesimi olarak hep iktidarın sahibi olmuş. Ta ki Samuel Doe isminde sırf liseyi bitirebilmek için askere kaydolan bir uzman çavuşun darbesine kadar. Samuel Doe, Krahn kabilesinden yani ülkenin esas yerlisi olan azınlık bir etnik kökenden. Maaşlarının ödenmesinin gecikmesi üzerine kendi kabilesinden bir grup askerle gizlice Başkanlık sarayına sızan Doe, esas amaçları başkana maaşlarının durumunu sormak iken kendini dönemin Liberya başkanı W.Tolbert Jr.’i öldürmüş bulur. Kendi kendini generallik rütbesine çıkaran Doe, ülkenin esas yerlisi olan halkın da desteği ile uyduruk bir mahkeme ile öldürülen başkanın kabinesinden sadece 4 kişi hariç hepsini idam eder. İdam yeri olan plaja bütün bu kabine üyelerini halkın içinden çıplak olarak yürüten Doe, show yapmayı da elden bırakmaz. “Halkın kefaret partisi” adında parti kuran Doe, kendisi ile darbe yapan 14 düşük rütbeli subayı da yanına alarak Liberya’yı yönetme işine koyulur.

1985’e kadar ülkede seçime gitmeyen Doe, o yıl yapılan ve bütün gözlemcilere göre hileli ve adil olmayan seçimle ve buna rağmen resmi rakamlarda bile kılı kılına seçimi kazanması ile iktidarını demokratik temellere dayar. Her şeye rağmen ABD’nin maddi ve manevi desteğini alan Doe, 1990’a kadar her türlü hile ve etnik köken kayırmacılıkla yoluna devam eder. 1990’da ise eski yandaşı ABD’de eğitim almış Charles Taylor (1997-2003 Liberya Başkanı)’un Doe’ya karşı gerilla savaşı başlatması ve diğer bir ABD’de askeri eğitimli isyancı prens Yormi Johnson’un da tuzakla Doe’yu yakalaması ve işkenceyle öldürmesi üzerine defteri kapanır.

1970’lerde Liberya ihracat gelirinin yarısını oluşturan demir cevheri madenciliğinin zamanla değer kaybetmesi ve darbe sonrası Liberya’da meydana gelen kaotik ortamın ekonomiyi sallaması 1980 başlarında Başkan Doe’nun, biraz da ABD’nin komünizme karşı cephe olmasını sağlamak için yardım etmesiyle Liberya limanlarını ve gemi kayıtlarını tüm dünyaya açması ülkeyi rahatlatmıştı. Çok az işlem isteyen ve idari sorgulama bile neredeyse gerekmeyen “Liberya bandıralı” gemi kayıt sistemi böylece ortaya çıkar. Bu da tabiki Liberya’yı klasik vergi cennetlerinden biri haline getirir. Dünyadaki kayıtlı tanker gemilerin %35’inin Liberya bandıralı olması da böylece açıklanabilir oluyor sanırım.

Ülkede kurulu elektrik santrallerinin toplam gücü 2013 itibari ile 20 MW ve elektriğin kilovat saati 0.54 Amerikan dolarına satılıyor. Kısaca bugünün kuru ile yaklaşık 1.90 TL ve bizimkinden neredeyse 4 kat pahalı. 1989’da 191 MW olan kurulu santral gücünün bu kadar sert bir şekilde düşmesi ancak iç savaşın sonucu olarak görülebilir.


Elit sınıfa karşı basit bir “maaşımız ne zaman ödenecek?” sorgusu neticesinde darmadağın olan fakir ülke Liberya, sanırım iyi günlerini mumla arıyordur çünkü elektrik bile sıradan halka artık yok. İyi haftalar…

Alttaki resimler Liberya İç savaşındandır. Lütfen ruh sağlınızdan emin değilseniz bakmayınız