Bir trafik cezası ve düşündürdükleri (1)

Ağustos ayı başında hayatımın ikinci trafik cezasını da almış oldum. Daha önceki cezam da dahil olmak üzere hepsi Lefkoşa Dereboyu’nda gerçekleşen trafik ihlalleri. Merak edene söyleyim: biri görünmeyen çift sarı çizgiye park, diğeri ise 40 yıldır (en azından benim hatırladığım kadarı ile)gidiş-geliş olan yolun 19 Haziran’da tek yola dönüştürülmesi ve o sokağa yeni konulan tabelayı görmediğim için girmemle oldu. 5 dakika içinde 20 metrelik bir yolda benimle birlikte aynı yola giren ve ceza yazılan 5-6 aracın hepsi sağa sola çekilerekten tek bir polis tarafından yazılmaya çalışılması trafiği daha da alt üst etmişti. İtiraz etmeden cezayı kabul ettim sonuçta hata benimdi her yola girmeden mutlaka yeni tabela var mı? diye gece de olsa bakmam lazımdı veya LTB’nin bültenlerini sürekli takip etmeliydim ki her nerede yeni bir deney yapacaklarını öğreneyim.

Ama tek garibime giden olay, bize ceza yazmaya çalışan polise bu uygulamanın nedeni ne? diye sorduğumda duyduğum oldu. Nedeni sağa sola park eden araçlar yüzünden karşılıklı gelen araçların tıkanıklığa neden olmasıymış. Halbuki polisin diğer arabaları yazmasını bitirip bize de gelip cezamızı kesmesini beklerken “ne oluyor?” diye merakla evden çıkan bir bölge sakini bu barlara, dükkanlara gelenler yüzünden evinin önüne bile park edemediğinden bize şikayet etti. Şimdi bu yeni uygulama ile artık evine gelmek için bir de tur atmak zorunda olduğunu da ekledi tabiki. Yine ilginç bir şekilde o yolun çift sarı çizgili yerlerinde park etmiş arabalara o gece ceza yoktu.

Çift sarıya park etmek o sokakta gayet normaldi…Veya kaldırıma

Onlar sonuçta bölgedeki bar ve dükkanların müşterileri. Yani trafiğin tıkanmasının esas nedeni olan barlara ve dükkanlara gelen o bölgenin sakini olmayanların arabalarını bilerek sarı çizgiye ve yolu tıkayacak şekilde park etmesi sorun değil. Sorun bizim gibi insanlarda. Kaza beladan uzak durmaya çalışsak da suç işlemeden duramayan bizlerde sorun.

Daha önce gidiş-geliş olan şimdi tek yol a döndürülen yollar

Bu toplanan cezaların bedelleri bildiğiniz gibi belediyelere gidiyor hatta yeni uygulama ile artık şehir dışındaki trafik cezalarının tahsilatları bile belediyelere gidiyormuş polisten öğrendiğim kadarı ile. Kısaca trafiği düzenlemek veya bölge insanını rahatlatmaktan çok özel işletmelerle iyi geçinmeye çalışan başka bir işletmenin monopol olma gücünden faydalanarak gelirlerini artırması olay. Bu bana eski bir fıkrayı hatırlattı:

“Bun­dan bin­ler­ce se­ne ön­ce, adı ma­sal­lar­da geç­me­yen ül­ke­nin zam­cı­lı­ğıy­la meş­hur bir kra­lı var­mış…

Gün­ler­den bir gün Ma­li­ye Na­zı­rı, bü­yük bir te­lâş­la, adı be­lir­siz ül­ke­nin adı be­lir­siz kra­lı­nın hu­zu­ru­na çık­mış: “Efen­dim” de­miş, “ha­zi­ne­niz­de ku­ruş kal­ma­dı, is­raf için­de ya­şa­ma­nın so­nu­na gel­dik. He­men bir ça­re bu­la­maz­sak, if­lâs ede­ce­ğiz.”

Ma­li­ye Na­zı­rı’nın te­lâ­şı anın­da kra­la da bu­laş­mış. Ça­tal sa­ka­lı­nı çe­kiş­ti­re çe­kiş­ti­re sor­muş: “Ça­re ne­dir?”

Adı be­lir­siz ül­ke­nin Ma­li­ye Na­zı­rı şey­tan şey­tan gü­lüm­se­yip bil­giç bil­giç ba­ka­rak, öne­ri­si­ni Kra­la sun­muş: “Bu du­ru­ma dü­şen bir ma­li­ye­nin önün­de iki yol var­dır: Bi­rin­ci­si mas­raf­la­rı azalt­mak, ikin­ci­si ise ge­lir­le­ri ar­tır­mak.”

Dev­let har­ca­ma­la­rı­nı azalt­ma fik­ri Kral Haz­ret­le­ri­nin hiç ho­şu­na git­me­miş. Çün­kü o za­man, tan­ta­na­lı ya­şan­tı­sı­na bir nok­ta koy­ma­sı ge­re­ke­cek­miş…

“Ge­lir­le­ri­mi­zi ar­tı­ra­lım.”

Ama na­sıl? Yö­net­tik­le­ri ül­ke­de za­ten müt­hiş bir ha­yat pa­ha­lı­lı­ğı var­mış. Ver­gi­ler de da­ya­nıl­maz bo­yut­lar­day­mış.

“Pa­ra­yı bir şe­kil­de halk­tan top­la­ya­ca­ğız muh­te­şem Kra­lım” di­ye ko­nuş­miş, Ma­li­ye Na­zı­rı; “büt­çe ge­lir­le­ri­ni ar­tır­ma­nın en et­kin yo­lu bu­dur. Ke­sin so­nuç ve­rir.”

Kral mem­nu­ni­yet­le el­le­ri­ni ovuş­tur­muş:

“Ta­mam o za­man” de­miş, “ama bu­nu na­sıl ya­pa­ca­ğız? Da­ha ge­çen­ler­de ver­gi­le­ri ar­tır­ma­mış mıy­dık?”

“Ver­gi­le­ri ar­tır­ma­ya­ca­ğız, de­ği­şik bir yön­tem uy­gu­la­ya­ca­ğız.”

Kra­lın göz­le­ri par­la­mış: “Şim­di­ye ka­dar yap­ma­dı­ğı­mız bir şey kal­mış mı sa­hi?”

“Ta­bii” der­ken ağ­zı­nı ya­ya ya­ya sı­rıt­mış, Ma­li­ye Na­zı­rı; “ben böy­le gün­ler için va­rım. Ye­di­ğim ek­me­ğin hak­kı­nı ver­mem lâ­zım.”

Ve fik­ri­ni açık­la­mış: “Efen­dim, şeh­rin or­ta­sın­dan ge­çen neh­rin üze­rin­de­ki köp­rü­ye adam ko­yup ge­lip ge­çen­den pa­ra top­la­ya­ca­ğız.”

Kral Haz­ret­le­ri ba­yıl­mış bu fik­re:

“Ta­mam o za­man. Yaz ka­rar­na­me­yi ge­tir, he­men im­za­la­ya­yım.”

“Köp­rü pa­ra­sı” böy­le­ce yü­rür­lü­ğe gir­miş. Bir sü­re son­ra Kral, hal­kın ye­ni ver­gi kar­şı­sın­da­ki tep­ki­si­ni me­rak edip sor­muş.

“Ku­zu ku­zu pa­ra­yı öde­yip ge­çi­yor­lar” ce­va­bı­nı alın­ca, bir ka­rar­na­me da­ha ya­zıl­ma­sı­nı em­ret­miş:

“Köp­rü­nün çı­kı­şı­na da bi­ri­ni ko­yun, baş­ta­ki köp­rü­ye gi­riş pa­ra­sı top­lar­ken, son­da­ki köp­rü­den çı­kış pa­ra­sı top­la­sın” de­miş…

Yi­ne tep­ki gel­me­yin­ce, bir emir da­ha çı­kart­mış: “Köp­rü­nün or­ta­sı­na da bir adam ko­yun.”

“Ne pa­ra­sı top­la­ya­cak?”

“Ca­nım na­sıl­sa saç­ma­lı­yo­ruz, bu­lun bir şey­ler.”

“Ta­mam. Ona da ‘ek ver­gi’ de­riz.”

“Gi­riş Ver­gi­si”, “Çı­kış Ver­gi­si”, “Ek Ver­gi” der­ken, bir köp­rü ge­çi­şin­den üç kez pa­ra alın­ma­ya baş­la­nın­ca, halk­ta bir kı­pır­dan­ma ola­ca­ğı­nı dü­şü­nen Kral, kı­sa sü­re son­ra yi­ne ya­nıl­dı­ğı­nı an­la­mış. Bu kez köp­rü­de di­ki­len adam­la­ra em­ret­miş:

“Pa­ra­sı­nı öde­ye­ni bir de dö­ve­cek­si­niz.”

Böy­le­ce halk hem pa­ra ver­me­ye, hem de da­yak ye­me­ye baş­la­mış.

Ye­ni uy­gu­la­ma­nın et­ki­si­ni biz­zat gör­mek is­te­yen Kral, gün­ler­den bir gün, hal­kı şe­hir mey­da­nı­na top­la­mış: “Var mı köp­rü pa­ra­sın­dan şi­kâ­ye­ti olan?” di­ye sor­muş.

Bi­ri çe­ki­ne çe­ki­ne par­mak kal­dır­mış. Söz ve­ri­lin­ce de şöy­le ko­nuş­muş:

“Efen­dim, köp­rü­de­ki adam­la­rı­nız hem pa­ra top­lu­yor hem bi­zi dö­vü­yor ya, za­man kay­bı olu­yor. Bi­zi döv­dür­mek için ay­rı­ca bir ki­şi ta­yin eder­se­niz, ak­şam­la­rı kuy­ru­ğa gir­mek zo­run­da kal­ma­yız.”

İkinci yazıda daha büyük sorunu ve bu savaşı nasıl kaybettiğimizi anlatmaya başlayacağım…