Kıbrıs tarihi: Onur, fiyat ve tefecilik

Roma imparatorluğu’nun son büyük tarihçisi sayılan Marcellinus meşhur kitabı “Rerum gestarum libri”’de Kıbrıs’ı 350’li yıllarda anlatırken “Kıbrıs adasının çok güzel limanları var ve o kadar verimli bir ada ki her şey bol miktarda ve bir gemiyi omurgasından yelkenlerine kadar her yerini kendi kaynakları ile dışarıdan hiçbir katkı almadan yapabilecek kaynaklara sahip bir ada” şeklinde tasvir etmişti.

İntikamcı Clodius (M.Ö.93-52)

Kitaptaki diğer ilginç bir bilgi de Kıbrıs’ın Mısırlı kralı ve Cleopatra’nın amcası Ptolemy’nin, Romalı Clodius’un korsanlara esir düşmesi neticesinde istediği yardımı (fidye parası) ödememesi üzerine Roma’lıların adayı alması. Clodius korsanlardan kurtulduktan sonra Roma imparatorluğunda yönetici seçilir ve ilk işi bu bizim Ptolemy’den intikam işine girişir. Clodius, adayı Ptolemy’den almak için önce yasa geçirtir sonra da rüşvete karşı duruşu ve ahlaka verdiği önemle tanınan “Genç Cato”’yu adayı almakla görevlendirir. Cato, Ptolemy’e kan dökülmesin diye can güvenliği yanında iyi bir maaş ve Baf baş rahipliği önerir ama Ptolemy kral gibi ölmek ister ve intihar eder.

Daha sonraki yıllarda gelen ziyaretçiler de adada bol miktarda bulunan koyunlardan, üzüm bağlarından ve zenginliklerinden bahseder. Az çok fiyatları da öğreniyoruz bu arada. Örneğin 15.yy sonunda 12-14 koyunu bir Venedik ducatı’na alabiliyordunuz (1 ducat=145 ABD Doları bugünkü değeri) veya 10 ducat’a 1 seneliğine gayet büyük bir ev kiralayabiliyordunuz.

 

Aynı dönemlerde “Muhteşem Süleyman” sultanın Venediklilere yaptırdığı tacın değerinin ise 144,400 ducat olduğunu görüyoruz örneğin.

Sultan Süleyman’ın batıya özenme savaşı ve uçuk fiyattaki tacı

Tarih kitaplarında başka bir ilginç bilgi ise Lefkoşa ve Yahudiler ile ilgili karşımıza çıkıyor. Pesaro’lu Elias’ın 1563’teki bir mektubundan öğreniyoruz ki büyük ve güzel bir sinagog varmış Kıbrıs’ta ve 25 ailelik bir Yahudi cemaati. Bu cemaat arasında kin, anlaşmazlık ve kıskançlık fazlaymış.

Lefkoşa dışında yaşayan Yahudi de yokmuş. Senelik ödedikleri toplam vergileri ise sadece 26 ducat’mış bütün Yahudi topluluğunun. Ticaret ile uğraşmazlarmış ve ellerindeki sermayelerinden kazandıkları faiz ile yaşarlarmış. Bildiğiniz gibi Hristiyanlıkta faiz yasaktı. Bu yüzden adada para borç almak isteyenler Lefkoşa’ya bunların yanına gelirmiş. Çok ta sağlamcıymışlar borç vermede diyor yazar. Borç ilişkisinde güven veya hesaba kredi yazmak yokmuş direkt rehin ile işlermiş.

 

Yahudiler ve tefecilik Sheakspeare’in eserinde de vardı.

Örneğin borçlanacak kişi elindeki altınını veya gümüşünü verip yerine borç alırsa senelik %20 faiz, eğer elindeki yün, ipek ve başka bir şeyi verirse faiz %25’e çıkıyormuş. Zamanında ödenmezse kasaba mahkemesine gidilir açık artırma ile rehin mallar satılırmış. Eğer faiz, anapara ve masrafların toplamına yetmezse mahkeme alacaklıya borçlu üstünde fark kadar başka bir rehin isteme hakkı veriyormuş. İlginç bir nokta ise borç için alınan rehinlerin bir deftere harfi harfine kayıt zorunluluğu. Tutulan bu defterlerde her kaydın hâkim tarafından onayı gerekiyormuş ki mahkemede delil olabilsin.

Bu tefecilik işini yapmak isteyenin sadece “yaparım” demesi işe girmesine yeterliymiş, herhangi bir kural veya diğer Yahudilerden engel yokmuş. Çünkü herkese yetecek kadar büyük bir piyasa varmış. Her önüne gelene her miktar borç verme olmazmış. Geleneklere göre borç isteyen kişi tefeciye gittiğinde isteyeceği borç miktarı ile orantılı olarak bir-iki tavuk, bir koyun, bir dana, biraz şarap veya zeytin yağı tefeciye hediye edermiş. Eğer borç miktarı çok büyükse bu sefer bu ıvır zıvır yerine alınacak borcun %3-4’üne denk gelen bir hediye beklenirmiş. Yazılı olmayan kurallarda tabii bunlar. Bizde de hâlâ aynı sanırım. Tek fark Yahudiler artık yok.

İngilizlerin 2. Dünya harbi sonrası soykırımdan kurtulan 53,000 yahudiyi İsrail kurulana kadar adada misafir ettiğini biliyor muydunuz? (1946-1948 arası)
http://www.jewishvirtuallibrary.org/cyprus-virtual-jewish-history-tour