Lobotomi, Ekonomi ve Uzman

Lobotomi kelimesi özünde yunanca iki kelimenin birleşmesinden oluşur. Lobo, yuvarlak kısım, tomi ise kesme-parça demek. Kısaca psikiyatri hastalarında tedavi amacı ile geliştirilmiş beynin ön lobunun diğer lobları ile olan sinirsel bağlarını keserek yapılan bir tür cerrahi operasyon.

Kafanın iki yanına açılan delikten leucotome denen keskin bir parçanın iki delik arasından geçirilmesi ile yapılan bu tedavinin özellikle obsesif, şizofreni hastalarının tedavisinde bir zamanlar (psikiyatri ilaçlarından önce) tek çözümü olarak sunuluyordu. Hatta bu tedaviyi bulan (1935 yılında) Portekizli Doktor Moniz, 1949 yılında Nobel ödülü kazanır.

Bu tedavi ABD’de 50,000 hastaya uygulanırken, İngiltere’de senede 1,000 hastaya uygulanacak kadar popüler olur. İngiltere’de bu işin uzmanı sinir cerrahı Sör Wylie McKissock,tek başına 3,000 kişiye bu tedaviyi yaparken ameliyatı o kadar hızlandırmıştı ki cumartesi sabah başka bir şehre gidip 3-4 tane ameliyat yapıp öğlene evine gelebiliyordu. Çünkü ameliyatı kendi tekniği ile 5 dakikalık süreye düşürmüştü. ABD’li uzman ise Walter Freeman 3,500-5000 arası ameliyat kendi başına yapmış.

Yıllar sonra bu uygulamanın ne kadar yanlış olduğu ortaya çıkmış tabi ki. Bu ameliyatı olanlarda tedavi sonrası durumları ile ilgili geniş bir takip yapılmadığı, ameliyatın başarısı ile ilgili sonuçların uzmanlar tarafından abartıldığı görülmüş. Dahası ameliyatın hemen sonrasında hastalarda kusma, aşırı sıcaklık, mide ve bağırsak hareketlerinde bozulma ve göz problemleri ortaya çıkmış. Üstüne bu tedaviyi olanların kişiliklerinde, empati kurmalarında, kendi başına hareket ve yaşamada engellilik gözlemlenmiş.

Elektro-şok tedavisi

Akıl hastalarına uygulanan diğer benzer bir tedavi ise elektro şok tedavisidir. Yine aynı yıllarda (1938) keşfedilen bu tedavi uzun yıllar depresyon, manik, davranış bozukluklarının tedavisinde kullanıldıktan sonra bu işlem ve makineleri 1976 yılında ABD tarafından “yüksek riskli” kategorisine çıkarılır. Tedavinin hastaların %50’sinde işe yaradığını, bir sene sonra ise ilaçlarla desteklenmesine rağmen tekrar eskiye döndüklerini bulmuş uzmanlar. Tedavinin işe yarayıp yaramadığı konusunda uzmanlar hala anlaşamıyormuş.

Uzman denen kişilerin sundukları çözümler, yenilikler ve fikirler her zaman en doğru sonucu ortaya çıkarmıyor.

Örneğin 2008 finans krizi sonrası kişisel mal varlığından 25 milyon sterlin kaybeden İngiltere Kraliçesi London School of Economics’de kriz ile ilgili brifing alırken “Bu krizin geleceğini nasıl göremediniz?” diye azarlamış uzmanları. Bütün uzmanlar elbette sınıfta kalmadı.

Yale finans profesörü Robert Shiller, 2000 yılında borsa internet balonu krizini tahmin etmiş, 2003 ve 2005 yıllarında ise 2007’deki krizin nedeni olan emlak fiyatlarının kriz nedeni olacağını bilmişti. Buna rağmen Shiller de ekonominin bilim olup olmadığını tartışacak kadar da açık yürekli. Gerçek hayatta test imkanı bulunamayan teoriler ve formüller ile her şeyi açıklayamayacağımızın farkında.

Ekonominin bilim olmadığı iddia edenlerden Nassim Taleb de “şarlatanlığı matematik formülleri ile saklayabilirsiniz çünkü kimse sizi kontrollü deneyler yapamayacağı için yakalayamaz” der.

Kısaca ben ekonomi uzmanıyım demek, gerçekten yüreklilik isteyen ve biraz da dünyevi gerçekliklerden uzakta yaşamak demek. O kadar dinamik bir süreç olan ekonomide kimin ne yapacağını veya yapılanın sonuçlarını tahmin edebilmek çok zor. “Ben ekonomiden anlarım, benim uzman” demek ise biraz hayalperestlik ve aslında kendini satmaya, pazarlamaya yönelik olabilir ancak.

Uzman olarak önerdikleri çalışmayınca sorumluluğunu alacak kadar kişilik sahibi uzmanlara ihtiyaç var. Ve elbette bunun hesabını sorabilecek hastalara veya deneklere tabi ki. Sonuçta akıl hastası olmadığımız için sonuçları sağlıklı yorumlayabilme şansımız var. Herkese iyi bayramlar şimdiden…