Simülasyon ve yapay zeka sonucu: Fakir sınıf kaybetti

Joshua Epstein ve Robert Axtell isimli iki profesör 11 Ekim 1996’da “Yapay toplumları yetiştirmek” adlı kitaplarını yayınlarlar. Kitapta bazı kurallarla modelledikleri yapay zeka ürünü olarak yaratılan bir yapay topluluğun zamanla evriminin sonuçlarını açıklamışlar. Bu sonuçlardan en can alıcı olan kısım ise topluma rastgele dağıtılan zenginliğin zamanla belli ellerde toplanmaya başlayacağını göstermesi olmuş. 250 kişilik hayali toplulukta ilk başta herkese rastgele dağıtılan zenginlik sayesinde az çok herkes orta sınıfta iken simülasyon sonunda orta sınıfın eridiği, fakir sınıfın çok büyüdüğü ve zengin kesimin aşırı varlık sahibi olduğunu bulurlar.

Simülasyon sonuçları

Bu bir simülasyon diyebiliriz ama gelir eşitsizliği katsayısı olan gini rakamının dünyadaki değişimi ile karşılaştırıldığında neredeyse gerçek hayatta gözlemlendiği gibi simülasyonda da aynı şekilde değiştiği gözlemlenmiş.

gini katsayısı vs simulasyon sonuçları rasındaki paralellik

Başka bir simülasyonun sonuçları ise daha ilginç. Simülasyon sonunda fakir insanlar gelirlerinin %80’ini harcarken, zenginlerin ise ancak %30’unu harcadığı hesaplanmış. Fakirlerin harcamalarının tüketimi, ve dolayısı ile toplumu daha çok üretime ittiğini, bunun da ekonomik büyümeyi hızlandırdığı yorumunu getirmiş simülasyonu yapan araştırmacı. Ultra zengin insan sayısı bir elin pamakları kadar olurken fakir insan sayısının çok arttığını, birkaç ultra zenginin genel ekmek, su, elektrik ve gıda tüketimini tek başlarına etkileyecek kadar tüketemediklerinden dolayı, sayıca çok olan fakirlerin tüketiminin daha çok üretime neden olabileceğini düşünebiliriz. Tabi ki fakir, artan nüfusu ve azalan gelir payı ile tüketimini karşılayabilmek için daha çok çalışmalı ve birbirleri ile iş ve gelir için daha çok rekabet etmeli. Bu belki de azalan emek fiyatına (maaş, ücret) neden olacaktır. Ne de olsa arz/talep meselesi.

Ekonomik büyüme fakir sınıfa mı katkı yapıyor yoksa fakir sınıf büyüdüğü için mi oluyor?

Burada büyük sermaye sahiplerinin bir ikilemi var. Simülasyondaki gibi üretim kaynaklarının esas sahibi durumundaki bu kesim, tüketen alt sınıfın gelirlerini toplayacaktır. Bu fakir sınıfın tekrar tüketebilmesi için ellerine en az geçen seferki kadar gelir geçmeli ki, aynı gelir akışı devam etsin. Matematikçi, filozof Nassim Taleb yaptığı hesapla ultra zengin kesimin genel zenginliğin artması yerine, mevcut zenginlikten daha çok pay almayı tercih ettiğini matematiksel olarak ispatlamış ve gelir dağılımdaki bozulma gini katsayısındaki %1 puanlık artışın zenginler için %6-10 arası gelir artışı demek olduğunu da eklemiş araştırmasına. Kısaca diyorki “Bir hâyır beklemeyin yukarılardan, onlar daha çok istiflemek için uğraşıyorlar”.

Gini katsayısı ve Ultra zenginlikteki değişim -Nassim Taleb

Böyle bir sistem çökmez mi peki? Elbette çöker ama burada inanılmaz kurtarıcıyı devreye alıyoruz: Devlet. Gelir dağılımını düzeltecek diyerekten sosyal transferler yapması beklenen bu kurum, ilk başlarda bu görevini sosyal yardımlar, maaşlar, hizmetler ile yerine getirir. Gittikçe bozulan gelir dağılımda daha çok aktif olması gereken devlet, ellerine verilen güç ve zenginliğin karşı konulamaz çekiciliğine kapılan yöneticileri ile adil sosyal transferler yerine kendini ve kendinden olanı besleyen gittikçe zenginin eline bakan, fakirin karşısında yasalarla ve vergilerle duran hormonlu bir deve dönüşür. Aynı tüketimdeki gibi 3-5 zenginden alınacak vergi yerine esas kalabalık sınıf olan fakirlerden alınacak vergiler devletin esas gelir kaynağı olur. Bu ise dolaysız vergiden dolaylı vergiye geçişle kendini ifşa eder. Devlet ve ultra zengin sırtını fakir sınıfa dayamışken, bu sınıfın tek kurtuluşu kendi kendini yok etmesi ile mümkün olacak gibi. Herkese hak ettiğini sağlayacak bir yerlerde yaşamak ümidi ile herkese iyi haftalar…