İlginç Enerji Oyunları: Myanmar

“Arakan Müslümanları katlediliyor!” diye ilk haberleri duymaya başladığımda ciddi bir şekilde ne oluyor? diye bakmayı düşünmemiştim. Ama zamanla o kadar çok karşıma çıkmaya başlayınca derinlemesine bakma ihtiyacı duydum. Arakanlı Hintliler diyebileceğimiz bu kavim, eski İngiliz kolonisi ve dünyanın en yoksul ülkelerinden biri olan eski adı Burma, yeni adı ile Myanmar’ın Bangladeş ile olan sınırında Rakhine denen bölgede yaşıyorlar. Sayıları 1.1-1.3 milyon arası.

Budist Myanmarlılar, bu kavimi vatandaşları ve topraklarının yerlileri olarak saymıyor, onları Bangladeşli göçmen Müslümanlar olarak görüyor. Buraya kadar öğrendiklerimiz klasik etnik sorunlar gibi ama ilginç bilgiler geliyor.

Öncelikle Myanmar dünyanın en eski petrol ihracatçısı ülkelerinden biri. 1853 yılından beridir petrol ihracı yapan ülke, 2004 yılında Arakan bölgesinde keşfedilen doğal gaz yatakları ile birlikte ispatlanmış 75 milyar USD’lik enerji rezervleri oldu.

Myanmar ispatlanmış petrol rezervler

Bu keşfedilen yeni rezerve ilk talip Çin olur. Sino-Myanmar petrol hattının inşası için anlaşma imzalayan Çin, özellikle Ortadoğu ve Afrika’dan gelen petrolü Güney Çin denizindeki Malacca Strait’ten geçirmeden topraklarına getirmek için de istiyordu. Söz konusu bölge Çin’in petrol ithalatının %82’sinin geçtiği yer. Bölgeyi Endonezya, Malezya ve Singapur ile paylaşmak zorunda olduğu için kendini güvende hissetmek istemiş.  Sino-Myanmar boru hattı 2013 ortasında tamamlanıp çalışmaya geçer.

Boru hattı yapılırken Ekim 2012’de Arakan’da Müslüman bir kadına tecavüz olayı üzerine Cuma namazı sonrası Müslümanlar şehirdeki Budistleri öldürüp evlerini yakarlar. Olaylar isyana döner ve toplamda 88 kişi ölür, 90,000 kişi göç etmek durumunda kalır. Bu olayların neticesinde lideri Pakistan doğumlu Mekke’de (Suudi Arabistan) büyümüş Ata Ullah olan, ARSA isimli silahlı İslami terör grubu da faaliyete geçer. Hattın inşası bittiği sırada “Burma Görev Gücü-ABD” ismi ile ABD destekli sivil toplum örgütü, Rohingya (Arakan) Müslümanlarına yapılan  etnik temizliği durdurmalıyız iddiası ile kurulur (Ağustos 2013). Ekim 2016’da ARSA, Myanmarlı askerleri öldürünce olaylar tekrar ateşlenir ve 402 kişi ölür.

Eski BM genel sekreteri Kofi Annan etnik temizlik iddialarını araştırması için Myanmar lideri Nobel barış ödüllü Aung San Suu Kyi tarafından çağrılır. Aralık 2016’da Annan “etnik temizlik oldu” denemeyeceğini ve iki tarafında suçlu olduğu konusunda rapor verir. 2017 yılında da karşılıklı saldırılar ve iddialar ile olaylar devam eder.

Batının ve medyasının aniden bu kadar ilgi göstermesi biraz Suriye üzerine yazdığım yazımda da belirttiğim olayları anımsatıyor. Myanmar’ın biraz da yakın geçmişine bakalım.  1992 yılında Yadana doğal gaz alanının işletmesi, Fransız Total ve ABD’li Unocal (şimdilerde Chevron) firması öncülüğündeki konsorsiyuma Myanmar’ın askeri cuntası tarafından verilir.

Yadana boru hattı

Hâlen daha aynı konsorsiyumda olan hat için Uluslararası EarthRights isimli sivil toplum örgütü, gaz hattının inşaatında ve işletmesinde yapılan insan hakları ihlalleri, zorla çalıştırma, tecavüz, işkence ve şiddet üzerine defalarca rapor yayınlar. Raporlarında petrolden elde edilen gelirden askeri cunta liderlerinin 5 milyar doları ülkeden kaçırdıklarını, 2007/8 için petrol geliri olarak ülkeye gerçek rakam olan 4.8 milyar dolar yerine sadece 28 milyon dolar yazdırdıklarını eklerler. Özellikle ABD’nin ve batının bu cunta liderlerinin yaptıklarına göz yumduklarını ve sadece kendi gelirlerini düşündüklerini iddiası ile de bitirirler.

Tabii biz bunları yeni öğreniyoruz. Örneğin ülkenin lideri Aung San, 1991’de askeri cuntaya başkaldırısı nedeni ile Nobel barış ödülü kazanmış ama 2012’den beri askeri cunta ile ortak hükümette yer alıyor. Hatta 2016 olayları patlak verene kadar 3 aylığına enerji bakanlığı bile yapmış. Bugünlerde ise ülkesinin askerlerinin yaptıklarına sessiz kaldığı gerekçesi ile Nobel ödülü elinden alınsın diye imza kampanyası yapılıyor. Petrolünün olması çok tehlikeli bir şey anlaşılan.