Para , klasik araba ve ekmek

Dünyanın önde gelen üç merkez bankasının toplam varlık miktarları Ağustos 2017 sonu ile 14.1 trilyon dolara ulaşmış. Sırası ile Avrupa birliği merkez bankası (ECB) 5.1 trilyon dolar, ABD merkez bankası (FED) 4.4 trilyon dolar, Japon merkez bankası (BOJ) 4.7 trilyon.

AB, ABD ve Japon merkez bankaları bilanço büyüklükleri

Bu kadar para nereden çıktı, niçin bu kadar ve sonuçları ne olabilir? diye soranlara kısa bir özet geçeyim:

2007 yılı öncesinde ABD ve AB’de bankalar 1999’da Bill Clinton tarafından onaylanan Gramm–Leach–Bliley anlaşması ile kendilerine sağlanan bir avantajı kullanmaya başlarlar. Anlaşma, mevduat bankaları ile yatırım bankalarının birlikte iş yapabilme engelini kaldırmış, kredi veren mevduat bankalarının kredileri paketleyip yatırım bankalarına satışını sağlamış. Yatırım bankaları aldıkları bu kredi senetlerini süsleyip püsleyip risk iştahına göre kendi yatırımcılarına komisyon karşılığı satmış. Talep o kadar artmış ki kârlar o kadar yükselmiş ki, yatırım bankaları mevduat bankalarından daha çok kredi senedi, özellikle uzun süreli sabit ödemeli ev kredi senedi talep etmeye başlamış. Mevduat bankaları da neredeyse önüne gelene kredi vermeye başlamış, kendi komisyonunu alıp, senetleri ve risklerini bu yatırım bankalarına postalamış. Yatırım bankaları da komisyonunu alıp, saf kurumsal yatırımcılara özellikle emekli sandıkları, sosyal sigortalar, hayat sigortası ve fon şirketlerine satmışlar. Tabi ki bunların artık batak kalitede olduğunu bilen dev yatırım bankaları “senetler batacak” iddiası ile bet bile yapıp batış durumunda parayı da garantilemiş.

Sonuçta, 2007 yılında evini ipotek verip lüks araba alan, tatil yapan batak kalitedeki insanların kredilerinin taksitlerini ödeyememeye başlaması üzerine sistem domino gibi çökmeye başlar. Elbette ilk batanlar saf kurumsal yatırımcılar olur. Risk yatırım bankalarının üstüne de gelince hemen panik ile devletin yanına gidilir. ABD başkanı Obama karşısında “aman batıyoruz, ülke-dünya battı!” çığlıklarına ardından özel bankalar birliği diyebileceğimiz ABD merkez bankasının “gelin senetlerinizi ben alayım, yerine yeni gıcır gıcır para basıp vereyim” teklifi gelir. Obama ve AB’nin yeşil ışığı ile para basma furyası başlar.

ABD para basma işini durdurdu ama AB merkez bankası duramıyor. AB merkez bankası şu sıralar ayda 60 milyar Euro tedavüle sürerek, yeni basılmış veya mevcut şirket senetlerini topluyor. Japonya ise bu tip işleri ilk başlatan ülke ve nerede duracağını bilmiyor.

Aslında hiçbiri bu işin nasıl duracağını bilmiyor. Ani frene basıp durmak AB için ne sonuçlar doğuracak bilemiyorlar, Japonya ise 1990’lardan beri sonsuz para basarak deneyine devam ediyor. ABD biraz farklı olarak 2014’te para basmayı durdurmuş ama faizleri sabit tutarak kötü piyasaları hortlatmaktan korkuyor. En azından resmî açıklamalarından bunları okuyorsunuz. Benim gözlemim ise biraz farklı. AB merkez bankası para basarak ekonominin canlanacağını ve bunun enflasyonun artmasında görüleceğini öne sürüyor. ABD ve Japonya da aynısı bekliyor. O kadar para basılmasına rağmen niye üretime ve tüketime etki etmiyor? diye soruyorlar.

Sebebi bu paraya dönüştürülen senetler. Bu senetler, krizin asıl sorumlulardan olan yatırım bankalarının senetleri veya onların aracılık edip merkez bankalarına kakaladıkları senetler. Hala bu işten para kazanıyorlar ve kendilerinin elinde biriken para ile girdikleri piyasaları şişiriyorlar. Borsa, foreks, tahvil ve emlak piyasaları şişerek devam ediyor. Patronları ise uçuk kaçık primleri yeni hobilere girmelerine neden olmuş. 2007 yılına kadar klasik araba açık artırmalarında en yüksek bedel 7.4 milyon dolar iken artık top modellerde satış fiyatları 10 milyonlarca dolara ve en son 38 milyon dolara kadar çıkar. Ekmek fiyatı için korkmayın, daha talep etmedikleri için artmaz.

Satılan en pahalı açık artırma arabası: $38,115,000