Eski Yunandan günümüze vergi ve adalet

Bir önceki yazımızda son zamanlarda meydana gelen ABD, Fransa ve Türkiye’de vergi artış ve ayrıcalıklı indirimlerden ve eski dönemlerde vergi nasıldı ondan bahsetmiştik. Bugün de biraz eskiyi anlatacağız ki günümüzdeki vergi sistemine nasıl geldiğimiz biraz daha anlaşılır olsun.

Aristo

Aristo, çok fazla malın, ya bize zarar vereceğini veya belli bir orandan sonra artık değerinin kalmayacağını öne sürmüştü. Adil olmayan, hukuksuz insanların açgözlü olduğunu, mala değer verdiğini ki bu malların bu kişiler için niteliğinin olması gerekmediğini söylemiştir. İnsanların bu mallar için dua etmesi veya peşine düşmesini de yanlış buluyordu Aristo.

 

Peki, eski Yunanda vergi nasıldı? İlk kayıtlar Solon reformlarında yer alıyor. Tarımsal gelirine göre dört gelir seviyesine ayrılan yurttaşlardan üretim miktarlarına bağlı vergi alınıyordu. Belli bir miktarın altında ürün hasadı olandan ise alınmıyordu (Bizdeki asgari ücret gibi). Alınan miktarlar ise 38 kilo, 19 kilo, 6 kilo olarak sabitlenmiş. Daha sonraları ise Kleisthene reformlarında ilginç uygulama geliştirilir. Boule denen vatandaşlar arasından seçilen 500 kişilik bir vergi komitesi kurulurdu. Bu komite üyeleri vergiden muaf iken görevleri ise ülkedeki zenginleri belirlemekti. Eski Yunan’da ticaret ve meslek vergileri dışında esas vergi geliri “Kamu hizmeti” vergisinden geliyordu.

Bu vergi, zengin vatandaşların “toplum gözündeki gururu” için kamu masraflarını ödemelerinden oluşuyordu. Ülkenin hakimleri önce bu kamu masraflarını karşılayabilecek olan gönüllüler arar. Eğer gönüllüler yetmezse bu sefer hakimler, bu tip masrafları karşılayabilecek zenginleri kendileri seçerlerdi. İlginç bir uygulama ise burada karşımıza çıkıyor: Antidosis

Antidosis sistemine göre hakimler tarafından kamu masraflarını ödemesi için seçilen zengin, bu masrafları ödememek için kendisinden daha zengin olduğunu iddia ettiği birini önerebiliyordu. Daha zengin olduğu iddia edilen kişinin bunun karşısında 3 seçeneği vardı. Birincisi daha zengin olduğunu kabul edip masrafları ödemek. İddiayı ret etmesi halinde ise iki seçeneği daha oluyor. Ya iddia sahibi ile karşılıklı bütün mal varlıklarını değiştirmek ve o şekilde iken kamu masraflarını ödemek veya mahkemenin karar vermesini isteyebilir. Bu şekilde mahkeme kimi seçerse mal varlığını öbürüne devretmeden masrafları (vergiyi) öderdi.

Kamu masraf vergisi çeşitlerinden biri “festival masrafı” idi. Ülkede vatandaşların eğlenmesi için yapılan festival her sene bir zengin tarafından finanse edilirdi. Bir sene bu görevi yapan sonraki sene bu görevden muaf tutulurdu. Bu onur kazandıran bir vergi türü olarak görülüyordu. Ama en ağır vergi komutan vergisi diyebileceğimiz vergiydi. Savaş gemilerinin ve personelinin masraflarını karşılamak zorunda olan zengin vatandaşlar bu masrafları ödemek ile yükümlüydüler. Bunu ödeyemediği için iflas eden kişilerin borcu kamu borcu olarak kalmıyordu. Bu vergiyi ödeyecek sıradaki vatandaş iflas açıklayan kişiden masrafları tahsil etme hakkı vardı. Kısaca bu vergiden doğan borç kamunun olmak yerine özelleştirilmişti. Vatandaşlar arasında hallediliyordu.

Günümüzün vergi sistemlerine bakıldığında çok ilginç uygulamalar gibi geliyor ama daha önceki bazı yazılarımda belirttiğim gibi borç onur iken borçtu. Artık onurun, şerefin ölmesi ile kimsenin gerçek anlamda vatan borcu, halkına borç gibi kavramlara da ihtiyacı kalmamıştır.

KKTC’deki vergi sisteminin adaletsizliği için uzun yazılar gerekiyor. Şimdilik tek söyleyebileceğim adaletsiz ve sermaye sahibini ciddi şekilde koruyan bir yapıya sahip. 2015 yılında toplanan gelir ve kurumlar vergisi rakamı 890 milyon TL, 2015 yılı açıklanan gelir vergisi tablosunda ise kurum ve şahısların verdiği (tahakkuk) vergi miktarı 380 milyon TL. Basitçe 500 milyon TL vergi neredeyse maaş gelirlerinden toplanmış. İlginç