Rant geliri ve KKTC’nin harika modeli

Kapitalizm’in babası sayılan Adam Smith zamanındaki ekonomistler, gelir türlerini üçe ayırmıştılar. Birincisi emeğe ödenen ücret, ikincisi sermayeye ödenen faiz ve sonuncusu da gayrimenkul sahibine ödenen para. Bunlardan sonuncusu olan gayrimenkul için Adam Smith, sahibinin kendisine ait herhangi bir plana veya projeye ihtiyaç duymadan kendi başına, sahibine zenginlik yaratabildiğini ve özel olduğunu anlatmıştır. Gayrimenkul sahiplerinin kira toplamasının toplumda zenginlik yaratmadığı gibi, üstüne sermaye ve emeğin zenginliklerinden pay kopardığı veya çaldığını da düşünüyordu.

Günümüzde ekonomi ders kitaplarında bir malın fiyatını belirlemede arz ve talebin etken olduğunu yazsa da bu sadece “adil fiyatı” belirler. Bunların dışında mal/hizmetin “piyasa gücü” ve “siyasi güç” faktörleri de adil fiyatının üstüne eklenmesi ile rant dahil fiyatı belirlenir. Örneğin devlet tarafından imara açılan deniz kenarı bir arsada herkes yer sahibi olmak isteyecektir. Talep var, arz da zaten geliyordur ama arsa fiyatını belirleme aşamasında rant karşımıza çıkacaktır. Bu imara açılmada hangi siyasi güç devrede? Bu güçten yararlanacaklar kendi piyasa güçlerini oluşturup üstüne ne kadar rant koyacaktır? Bütün bunları hesaba eklediğinizde fiyat adil bir fiyat olmaktan çıkıp çok yüksek rantlı bir fiyat olacaktır belki de.
ABD’de 2014 yılındaki rakamlara göre halkın gelir olarak altta kalan yarısının gelirlerinin %5’i sermayeden kazandıkları gelir iken, en üstteki zengin %1’lik kesim ise gelirlerinin %59’unu sermayeden kazanmışlar (emek dışı). Eğer en üst ultra zengin 0.01%’lik kesime bakarsanız aynı oran %75’i de geçiyor. Yani çalışmaya gerek duymadan emlak, borsa, faiz gibi gelirlerle yaşıyorlar bu ultra zenginler.

ABD zenginlikten alınan paylar

Bu aslında biraz bizi anımsatıyor. İtiraz edebilirsiniz. Bizde borsa ne gezer veya faizden ne kadar kazanacak ki diyebilirsiniz. Ama gayrimenkulden kazanılan para hala orada. Rumlara göre Türklerin savaş öncesi sahip olduğu toprak miktarı 852 bin dönüm iken savaş sonrası toprak miktarımızı 2.4 milyon dönüme çıkarmışız. Bizim tarafın savaş sonrası derlediği verilerine göre ise 1974 öncesi sahip olduğumuz toprak miktarı 1.3 milyon dönüm. Sanırım savaş sonrası artışı kimse ret edemez. Elbette adanın bu oranlarla ikiye bölünmesinin nedeni yaşanan korkunç olayların ve savaşın sonucu. Savaş sonrasındaki gayrimenkul dağıtımında adaletsizlikler olduğunu da kimse ret edemez. Belli kişilere politik veya akrabalık ilişkileri ile ayrıcalık tanındığı da aşikardır.

Bu ayrıcalıklar neticesinde günümüzün rant ekonomik modeli KKTC’de yaşam bulmuştur. Ekonomik modelimize özel üniversiteler öncülüğünde büyüme modelini kim eklediyse alkışlanmalıdır. Elimizde atıl duran, mevcut nüfusumuza göre bol miktarda bulunan gayrimenkulleri işe yarar hale getiren ve ciddi rant geliri kapısı olmasını sağlamış bu model.

Önce “AB’ye giriyoruz, fiyatlar tavan olacak” söylentileri ve düşük kredi faizleri sayesinde gayrimenkule rant geliri eklenmiş, sonrasında ise nüfusun neredeyse üçte birine ulaşan yabancı üniversite öğrencilerin konaklama zorunluluğundan yakalanan yeni rant da bu sisteme ulanmış. Böylece hiçbir zaman üretim gerektirmeyen, çaba ve emek içermeyen harika bir ekonomik modele sahip olduk. Bu gelir kapısı kendi kendine çalışıyor ve her gayrimenkul sahibi evde oturarak hiç sahip olmadığı kadar zengin olacaktır. Üzerine inşaat yapılabilecek arsalar bitince zaten rant geliri de katlanacaktır. Sonuçta arz-talep dengesi gerekiyor değil mi? Tabi bir de gelir vergisi kaçırma cenneti olmamızı ekleyelim.

Adam Smith kira gelirinin toplumda zenginlik yaratmadığını düşünmüştü ama KKTC’yi görmeye ömrü yetmemiştir. Eğer görme şansı olsaydı “kapitalizmin babası” unvanını ret eder ve KKTC’yi anavatanı ilan ederdi. Herkese iyi haftalar…