Cennet belgeleri ve vergi ahlakı

Bu hafta Alman Süddeutsche Zeitung gazetesi tarafından ele geçirililip yayınlanan 1.4 terabaytlık “Paradise papers (Cennet belgeleri) ” ile kurum ve şahısların global boyuttaki vergi kaçırmaları yine dünyada gündeme oturacak gibi. Bu yeni belgelerde vergi cennetlerine para kaçırtan kimler yok ki, kimler? Nike, Apple, Facebook, Yahoo, Uber, McDonalds, Siemens, Deutche bank, Bayer, Glencore (dünyanın en büyük emtia şirketi) ve Walmart (ABD’nin en büyük süper marketler zinciri). Peki şahıslar? Burası daha da ilginç hale geliyor. Madonna, Bono (U2 solisti ve insan hakları savunucusu), Carlos Slim (Meksikanın en zengini), Kosta Rika, Kolombiya ve daha önceki yazımın kahraman ülkesi olan Liberya’nın devlet başkanları, Wilbur Ross ve Rex Tillerson (her ikisi de Trump’ın kabinesinden). Ama en önemli isim İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth. Kimin aklına gelirdi ki İngiltere kraliçesi vergi kaçıracak? Kraliçenin aslında vergi ödeme yükümlülüğü yok ama gönüllülük esası ile resmi masraflarının karşılanması için bilinmeyen miktarda vergi ödüyor. Belgelere göre Kraliçe, Cayman adalarında paravan bir şirket aracılığı ile yatırım yapıyormuş.

Paradise belgelerinde adı geçen ülkeler

Kısaca herkesin vergi kaçırmaya çalıştığı bir dünyadayız artık. Vergilerin ağır yükü mü acaba bu şirketleri ve insanları bu yola iten? Bence değil. Bu kendilerine yaratılan fırsatları değerlendirmelerinden kaynaklanıyor. Herhangi bir kişiye “Kazandığın paranın şu kadarını bana vermeyi istermisin?” sorulsa eminim cevabı “Niye vereyim ki??” olacaktır. Yani geliri olan kişiye elindeki parayı vergi verip vermeme hakkı tanınsa elbette kendi yararına olanı tercih edecektir.

Kimler var ki, kimler!

Peki maaşlı olanlara böyle bir hak veriliyor mu? Bu kısım ülkemizde gayet ilginç bir hal alıyor. Örneğin kamuda çalışanların maaşlarından vergi, ay sonunda otomatik olarak kesiliyor. Tabi bu sözde bir kesinti çünkü ortada bakanlıklar ve daireler arasında para transferi olmuyor. Sadece kağıt üstünde oluyor herşey. Bu da olmayan paranın transferi ile bütçede hayali şişme yaratıyor. Kamu çalışanlarının maliyeti yüksek görülüyor. Vergi gelirleri yüksek görülüyor. Kısaca kendi kendinize para vermeye çalışırsanız, paranız yokken kağıt üstünde trilyon alıp verebilirsiniz.

Özel sektörde ise maaşlar brüt olarak çalışanın eline verilmiyor. Net kısmı çalışanın eline genelde takip eden ayın içinde verilirken, vergi kısmının vergi dairesine yatırılması ise işverenin aracılığı ile takip eden ayın 15’ine yapılmaktadır.  Çalışanın ne kadar vergi ödendiğinden haberi bile yoktur. Bu da istismara açık değil mi sizce? Asgari ücretten yatırılmasını kim engelleyebilir? Veya işveren, çalışma kaydınızı bile yapmayıp hiçbir şey de ödemeyebilir. 453 bin aktif cep telefonu abonesi olan bir ülkede sizce çalışan sayısı kaçtır? Resmi kayıtlarda 118 bin kişi çalışıyor. Sizce normal mi? Peki işveren nasıl vergi veriyor?

İşveren yılboyunca topladığı gelirlerin vergisini bir sonraki yılın ortasında ödemesi bekleniyor. Örneğin Ocakta ev satan bir inşaat şirketi bunun gelirini gelecek senenin ortasında yıl boyunca yapacağı “Diğer masrafları” da düşerek kalanın beyan edilen miktarı üstünden öder. Maaşlı çalışana böyle bir seçenek verilseydi “Al sana brüt maaş, gelecek seneye kadar yapacağın her türlü diğer masrafları da (benzin, yemek, araç tamiri…) ekle, kalanın vergisini öde”. Kaç çalışan acaba, “yok, şimdi vereyim ben “ derdi ve üstelik daha az vergi vermek için masraflarını şişirmezdi. Tabi bir de vergiyi ödememeyi de tercih edip “Nasıl olsa af gelir veya daha sonra pazarlık eder düşürürüm” de diyebilirsiniz. Size bütün bunlarda yardım edecek iyi bir de muhasebeciniz varsa niye yurtdışına para kaçırasınız? İyi haftalar…