İngiltere, KKTC ve para

15 Kasım’da bir açık artırmada, Leonarda Da Vinci’ye ait olduğu düşünülen, üstünde birçok onarım yapılmış “Salvator Mundi”  isimli yağlı boya tablo tam 450.3 milyon Dolara satılmış. Bu bugüne kadar satılan en pahalı tablo ünvanını almasına neden olmuş. Daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi 2008 finans krizi sonrası o kadar çok para basılıp piyasalara saçılmış ki, dünyanın sayılı merkez bankaları artık korkmuş durumda.

Merkez bankalarının satın alma miktarları

Nasıl duracaklarını da bilmiyorlar. Bu parayı toplayanlar ise lüks tüketimde dozajı kaçırıyorlar. Rusya’da oligarşlar kamu mallarını üzerlerine geçirip milyarder olmuşlar, Çin’de kamu firmaları ve yatırımcılar devlet destekli krediler ve yardımlarla ultra zenginliklere ulaşmışlar iken ABD ve Batı’da ise para basıp bunların belli sektörlere ve kişilere aktarılmasını sağladılar. Elbette bu paraların ufak bir kısmı orta sınıflara da akmış. Nasıl mı?

Örnek olarak İngiltere’ye bakalım. 31 Ekim’de İngiliz İstatistik Kurumu (ONS) Ulusal hesaplar raporunu açıklamış. Raporda zenginliğin nasıl zamanla arttığını gösteren kısmında çok ilginç bilgiler karşımıza çıkıyor. 1995 yılından günümüze İngiltere’nin zenginliği üç katına çıkmış ve 7 trilyon Sterlinden fazla artış olmuş. Bu neredeyse her ingiliz vatandaşının 100,000 Sterlin daha zengin olduğunu gösteriyor. Peki nereden kaynaklanmış bu zenginlik? Bu 7 trilyonun 5 trilyonu, konutların değerinin artmasından gelmiş. Konut fiyatını belirleyen iki faktör var. Birincisi arsanın değeri, ikincisi ise konutun kendi değeri. Buradaki essas artışın nedeni ise arsa fiyatları. Son 20 yılda arsa değerleri tam 4 kat artmış ve 4 trilyon sterline ulaşmış. 1940 ve 1950’lerden beri ev sahibi olanlar, 1993-2014 arasında yaklaşık 80,000 Sterlinlik çalışmadan kazanılmış zenginliğe sahip olmuşlar.

1940-1965 arası doğmuşlar bu furyada, ellerindeki mallar ile 850 milyon sterlinlik nakte sahip olmuşlar ve bu insanların üçte biri bu parayla yeni araba alırken , dörtte biri ise gidemedikleri tatilleri finanse etmişler. Geri kalanlar ise daha çok konut alıp bu konutları kiralayarak para kazanmayı tercih etmiş. Bütün bunlar neticesinde konut fiyatlarındaki artış, çalışarak kazanılan gelirdeki artışları çok geçmiş. Bu ise genç neslin ev alabilmesini imkansızlığa itmiş.

Örneğin 1980’lerde insanların gelirinin %10’u ev kirası gibi ev masraflarına giderken, bugün %36’sı bu masraflara gider olmuş. 1997’den 2016 yılına ortalama konut fiyatları %259 artmış iken, yıllık maaşlarda artış ise %68’de kalmış. Genç çiftlerin en büyük kredi sağlayıcılarından biri ise Anne-Baba bankası olmuş. Konut için kredi sağlamada dokuzuncu sıraya çıkan anne ve babadan alınan yardım ve krediler, 2017 yılında 6.5 milyar sterline çıkmış.

İngiltere’de ortalama bir konut satın alabilmek için 7.6 yıllık maaş gelirini vermek gerekiyor şu sıralar. En pahalı semtler olan Kensington ve Chelsea’de ise bu rakam 38.5 yıllık maaş gelirine denk geliyor.

KKTC’de sosyal sigortalara kayıtlıların ortalama maaşları 2,900 TL ve bu da yıllık yaklaşık 35,000 TL ediyor. KKTC’de ortalama konut fiyatı olarak 50,000 sterlin dersek (resmi bir rakam yok) bugünkü kurlar ile 7.4 yıllık maaş ile bir konut satın alabiliyoruz. İngiltere ile aramızda çok ilginç bir benzerlik  var sanırım. Yukarıda anlattıklarımın neredeyse hepsi KKTC için de geçerli gibi duruyor.

1848 yılında John Stuart Mill şöyle demişti: “Eğer içimizden birisi gece uykusunda bile daha zengin olarak uyanabiliyorsa, bu hiçbir şeyden varolmaz. Bu başka bir insanın, birilerinin kaybettiğidir ve ona maliyetdir. Başkalarının emeğinin karşılığıdır hiç alamadığı.” İyi haftalar.