Sıcak para (Bir gün seni yakar…)

Bundan yaklaşık iki ay önce Güney Kıbrıs’ta bir markette duyduğum bir telefon konuşmasını bugün bile net hatırlıyorum. Kasada sıra bekleyen Kıbrıslı bir Türk, elindeki cep telefonu ile, sesin kesikli gelmesinden dolayı yüksek sesle konuşuyordu. Konuştuğu konuyu duymamak mümkün değildi. Elinde satılık bir arsası olduğunu ve müşterisi ile konuştuğunu anlamıştım. İstediği rakam 7.5 milyon Euro idi. Karşı taraf ta “Türk malı mı?” diye sordu sanırım ki, bizim adam cevabını market içinde yüksek sesle “Rum malı, eşdeğerli” diye söylemişti. Özgüvenine hayran olmuştum. Rumların içinde onlara ait malın çekinmeden satış pazarlığını eden, hatta fiyatta da kuruş indirime gitmeyecek bir havada olduğunu da görmüştüm.

Yine geçenlerde, sıradan bir memur gibi görünen bir arkadaşın yarım milyon sterline satılık arsası olduğunu duymuştum. Kendinin veya ailesinin yaptığı işe bakınca pek öyle milyoner gibi olamayacaklarını düşünmeden edemiyor insan. Bu arkadaşın da arsası eşdeğermiş ama Girne’de müşterisi çok bir yerdeymiş. Pazarlık ettiği kısım ise 20-30 bin sterlinlik bir farkmış. Peki ne oldu da insanlar milyonları sanki sakız parası gibiymiş konuşmaya başladık? Sonuçta 1907 yılında meşhur İngiliz siyasetçi Winston Churchill’in İngiliz devletine “Kıbrıs’ın durumu” adlı yazısında ada halkına acıdığını, çok büyük fakirlik içinde yaşadıklarını yazmıştı. Dünyanın en zengin ülkelerinin büyük bankaları ve yatırım firmaları her zarara gireceklerinde devletlerinin kapısını çalıp “Biraz para verin, biraz borcumuzu ödeyin..” şeklinde yakarışlarının sonucu. Nasıl mı?

Özellikle 2000 yılı başındaki küresel borsa krizi neticesinde ABD hükümeti ve yeni kurulan AB’nin piyasaya para sürmesi neticesinde öncesinde bol para faizler yavaş yavaş düşmesine sonrasında da yüksek faiz gelirine alışan sermayenin gidecek yer aramaya başlaması ve buralara kadar gelmesi belki de bir neden. Bu gelen para, elbette biz de de parasal bolluk ve üstüne zorunlu mevduat karşılık oranlarının abartı düşürülmesi nedeni ile kredilerin de kolay ve düşük faizli hale gelmesine neden olmuş. Bizde elimizdeki tek kıymetli olan (herhangi bir üretim ve çaba istemeyen) biraz da goy goylarla güneydeki komşılarımızdan bol bol kalan emlağı satışa koyduk.

Küresel para transfer hacimleri

Ne kadar mı bol kaldı elimizde? Yaklaşık 1.5 milyon dönüm. Bıraktığımız malın 3 katını almışız. Bu satış işleri için elbette müşteri ihtiyacı olmaktadır. Bu tip malların yabancı alıcısı ise doğal olarak buraları tanıyan ülkelerin insanları olan İngilizler ve Türkiye’liler olmuştur. İngilizlerin birkaç tokat yedikten sonra çok şevki kalmamış, Türkiye’lilerin ise biraz yatırım, biraz da elde olan fazla paranın yasal rahatlıklardan dolayı buralarda daha güvenli oalcağı düşüncesi ile yatırıma devam etmişlerdir.

Geçen hafta yayınlanan New World Wealth Milyoner Göçü 2018 Raporuna göre 2017’de Türkiye, ülkesini terk eden milyoner sayısı sıralamasında dünyada 3. oldu. Kişi başına zenginlikte en üst sırada bulunan ülkeler ise vergi cenneti dediğimiz Monako, Liechtenstein, Lüksemburg ve İsviçre. Geçen hafta yerel bir gazetede Emlakçılar Birliği ve inşaat müteahhitleri birliğinin Türkiye’den gelen yatırımcılar sayesinde çok güzel günler yaşadıklarınından bahsediyor. Türkiye sıcak para stoku ise bu arada 2017 yılı sonunda 214 milyar dolara çıkmış.

Sıcak para ne demek? Yabancıların ülkedeki hisse senedi, Hazine tahvili stokları ile bankalara yatırdıkları mevduatlar. Türkiye’de bunun milli gelire zirve yaptığı yıllar 1999, 2007, 2011 ve 2017. Bizde de aynı zamanlarda para bollaşıyor. İlginç değil mi? Yoksa vergi rahatlığı mı? Sıcak paraya bağımlı olmak, elin eline bakmayı gerektiyor. Bizden söylemesi. İyi haftalar