Ahlak ve zenginlik

27 Şubat 1959 tarihli yerli bir gazetemiz, Kıbrıslı Türklerin sadece siyasi birlik içinde olmasının yetmediğini, iktisadi olarak da birbirini desteklemesi gerektiğini yazar. Aynı zamanda “…halkımız çok fakirdir. Baskın pahasına mal almakta, baskın pahasına gıda maddeleri temin etmekte bir çok zorluklarla karşılaşmaktadır. Bu yüzden namuslu müşteriye karşı, namuslu tüccarlar kendilerini göstermelidirler. İçinde bulunduğumuz durum bunu emretmektedir. Neslimizin bekâ bulması, şuurlu bir cemaat halinde iktisaden kalkınması için alıcı ve satıcı arasında da normal bir işbirliği arzusunun doğmasını canı gönülden temenni etmekteyiz.” şeklinde temennide de bulunuyor gazete.

Haftasonu İngiliz Guardian gazetesi bir haber yayınlar. Habere göre dünyada gelir dağılımı adaletsizliği had safhaya ulaşmış ve 2030 yılına gelindiğinde en zengin %1 kesimin dünyanın bütün zenginliğinin %64’üne sahip olacağını tahmin ediyorlar. Wall Street Journal gazetesinde ise dünyanın en büyük dört mali denetleme kuruluşu mali denetlemeden kazandığı paradan daha çok danışmanlıktan para kazandığını manşetine taşır. Danışmanlık sayesinde 17 milyar dolarlık gelir artışı yaşayan bu denetçilerin ahlaken yanlış yolda olduklarını yazan gazete, bu şirketlerin denetlediği şirkete danışmanlık yapmasını hile, sahtekarlık ve gizli ortaklığa yol açacağını iddia eder. Danışmanlık geliri denetçilik gelirlerinin çok üstüne çıkan denetçi şirketler ise hallerinden oldukça memnun.

Nassim Taleb “Skin in the game” adlı kitabında, bir ülkede lüks marka ürünleri pazarlayan firmaların ortaya çıkması ve sayısının giderek artmasının o ülkede gelir dağılımın bozulduğunun göstergesi olduğunu söyler. Taleb’e göre halkın en kalabalık tabakası olan orta gelirlilere hitap etmeyen, esas müşterisi bu orta gelir grubundan ayrılıp yukarılara çıkan kişiler olan lüks mal/hizmet satıcılarının gelir dağılımının bozulmasında en çok iş yapan kesimlerden biri haline gelmesi bir işarettir.  KKTC’de de etrafınıza baktığınızda mantar gibi çoğalan niş/lüks marka dükkanlar, milyon sterlinlik fiyatla satıştaki malikaneler ve daha önce araba dergilerinde görülen, küçük çocukların posterlerini odalarının duvarlarına astıkları, ultra lüks marka arabalar sokaklarımızda sıradan bir hale gelmiş. Artık dolar milyarderimiz bile var. Eğer inanan varsa ki herkes zengin oldu ve fakirliğin çözümünü biz KKTC olarak bulduk diye, lütfen etrafına iyi baksın. Evet, belki de iyi gözünüzün içine sokulurken, kötüye baş çevirmemizdir nedeni.

50-60 yıl içinde inanılmaz fakir bir toplumdan, bir sürü sterlin milyonerlerinin yaşadığı bir topluma ulaşmamız, yarattığımız dünya çapında tanınmış markalar, bilim adamlarımız yaptığı inanılmaz  icatlar veya harika bir ülke ekonomi yönetimi ile mi oldu? Bizim zenginliğimiz hak ederek elde edilmiş bir zenginlikten çok, ödünç alınmış veya çalınmış olmalı. Kısaca başkasının sahip olduğunu kendi rızası olmadan veya geçici ondan almak ile mümkün. Çünkü rızası olması için yaptığınız/ürettiğiniz değerli birşey için olmalı. Adanın kuzeyinde yaşayan insan sayısı çoğaldıkça bazılarının zenginliğinin artması ve devletin de giderek daha sıkışık kaynaklarla mücadele etmek zorunda olması, adaletsizliğin ve gelir dağılımının bozulduğunu gösteriyordur. Önlem almak mümkün mü? Elbette. Danimarka, İsveç ve Norveç gibi devletlere bakarsanız inanılmaz ağır gelir vergileri bulunmaktadır. Sosyal tabakalar arasında uçurum oluşmasını ve devlete gelir kapısının açılması bu sayede olmuştur.

Görece Fakir olan çocuk oranı -İskandinav ülkelerine bakınız

Diyeceksiniz vergileri artırıp yatırımcıyı kaçıracağız, ben de diyeceğim ki gelen yatırımcı dediğiniz cebini doldurmaya değil de yerli halka iş sağlamaya mı gelir? Norveç ve Danimarka’da yatırımcılar ülkeden kaçıyor da engel olmuyor mu bu ülkeler? Bu ülkede maşallah bir sürü fabrika açacak kadar zengin var ama niyet üretim değil rant iken niye yapsın? Biz de yabancıya el açıp bekleyelim

Şahıs gelir vergilerinde en yüksek olan ülkeler