Küba, Kuzey Kore derken başka neresi kaldı?

2016 Eylül ayı başında CNN televizyon kanalında ABD’li Cumhuriyetçi senatör Rand Paul, sunucu Wolf Blitzer’e Suudi Arabistan’ın Yemen’e saldırısının niçin ahlaken durdurulması gerektiğini konusunda röportaj veriyordu. Sunucu Blitzer bir süre dinledikten sonra gündeme bomba gibi düşen cevabını verir: “Bu söylediklerinizin ikinci boyutunu dikkate aldınız mı? Bir sürü ABD savunma sanayi şirketi Suudi Arabistan’a uçak ve silah satıyor. Bunların işinin azalmasının ABD’de işsizliği artıracağını düşünmelisiniz…”.

Geçtiğimiz haftanın son günlerinde Rus yetkililer Hollanda’nın mahkemeleri ile ünlü Hague şehrine Suriye’nin Douma şehrinden 15 kişiyi getirip kameraların karşısına koyarlar. Bunlardan 11 yaşında Hassan Diab, Suriye Douma şehrinde kimyasal saldırı oldu denildiği günlerde videolarda karşımıza çıkan üstüne kovalarla su dökülen çocuk. Anlattıklarına göre olay günü hiçbir şey yokken aniden “Beyaz bereliler” denen kişilerin hastanede üstlerine kimyasal saldırı çığlıkları içinde su döktüklerini, bu olanları kameralara çektiklerini anlatır. Olayın geçtiği hastanede çalışan kişiler ve görgü tanıkları olay günü herhangi bir kimyasal saldırı olmadığını ve hastanede tedavi gören kişilerin kimyasal saldırı emaresi taşımadıklarını ifade ederler.

Halbuki ABD, İngiltere ve Fransa ellerinde göstermedikleri delillere dayanarak Suriye’ye 105 füze atmışlardı ceza olarak. Obama zamanı savunma bütçesi kamu bütçesinin %63’ü iken, Trump savaş taraftarlarının gözdesi olduğunun ispatı için bütçe payını %68’e çıkarmış.

Obama ve Trump savaş bütçeleri karşılaştırma (Genel bütçe içinde)

Savaş bütçesi de denilen “yurtdışı ihtimal operasyonlar” bütçesi Trump tarafından %10 artırılmış. “Nükleer silahlar programı” bile %2 artış görmüş yeni bütçede. Kısaca eskiden “savaş için silah” üretilirken ABD yeni anlayışı “silah için savaş üretmeye” dönmüş.

Hatırlayacağınız üzere ABD Obama’nın son günlerinde Küba’ya olan ambargoları azaltmış ve iki ülke arasında ticaretin yolunu açmıştı. Mart ayında Trump’ın yoğun telefon trafiği sayesinde (ki Kuzey Kore lideri ile anlaşılan telefonda görüştüğü halde medyadan saklama ve resmi yalanlama gereği duymuştu) iki Kore’nin yeniden birleşmesi konusunda geçtiğimiz günlerde el sıkışan iki ülkede başarı elde etmiş gibi göründü. Hatta nükleer tesislerini kapatacağını ispatlamak için K.Kore lideri batı basınını tesis kapanışına davet etmiş.

Bütün bunları ard arda dizince, belki tamamen benim hayal gücüm ama görünen o ki ABD öncülüğünde batı sermayesi, yeni pazarlar ve imkanlar yaratma konusunda kendi ülkeleri artık kendilerine dar geliyor. Bu yüzden dışarıda ulaşamadıkları/yayılamadıkları neresi varsa, devletlerinin yardımı ile oralara girmeye başladılar. Bu sonsuz iştahtaki makine sürekli enerjiye ihtiyaç duyan bir canavar olmuş. Afganistan ve Irak/Suriye cephesi için ABD’nin harcadığı rakam 2 trilyon dolar. Bu rakam Vietnam savaşının maliyetinin 2.5 katı, Kore savaşının 5 katı, 1991 Körfez savaşının maliyetinin ise 18 katı kadar. Bazı tahminler maliyetin 4 trilyon dolar olduğunu da söylüyor.

Peki ABD bu savaşlardan ne elde etti? Yaklaşık 41 milyon ABD vatandaşı fakirlik sınırının altında yaşıyor ki bunun 13 milyonu çocuk. 2014’te yapılan bir ankete göre ABD hane halklarının %72’si resmi fakirlik sınırı olan yıllık 9,175 $ ‘dan az kazanıyor. Kısaca ülkenin her yanını fakirlik sarmış iken belli sektörlerdeki özel şirketlerin karı için elindekini onlar için harcıyor. Bütün gelişmiş ülkeler 1980 sonrası ellerindeki büyük kamu varlıklarını özele devretmiş ve bütün bu ülkelerde artık kamu net varlığı ya sıfır veya negatif. Ama 11 milyon hane halkı ABD’de artık milyoner sınıfında ve tarihi bir rekor olmuş bu rakam.
1 Mayıs’ın henüz özelleştirilmediği ve inşallah bitmeyeceği umudu ile 1 Mayıs İşçi bayramı tüm çalışanlar için kutlu olsun.