Elde var sıfır oyunu

Bahis şirketlerinin nasıl çalıştığını belki bilmeyenler olabilir. En basit şekilde bir futbol bahsini ele alalım. Örneğin ev sahibi takıma 1.75, beraberliğe 3.80, misafir takıma 4.30 veriliyor olsun. Bunları olasılığa çevirdiğinizde ki, bu belirlenen rakamların arkasında mutlaka bir tahmine dayalı hesap vardır, göreceğiz ki ev sahibi takımın kazanma şansı %59, beraberlik %26, misafir takımın kazanma şansı ise %23.

Bet sitelerinde maç oranları

Normal bir maçın 3 olasılığının toplamı %100 olmalı ama bu verdiğim örnektekileri topladığınızda göreceksiniz ki %108 ediyor. Bu aradaki %8 fark, bahis şirketlerinin komisyonu aslında. Bütün maçların bet rakamları toplamında bu farklar var ve bahis şirketlerinin amacı bahisçilerin bu olasılıklara eşit miktarda para yatırmalarını sağlamak ki aradan komisyonunu alıp çekilsin. Eminim birçok kişi bunun farkında değildir.

Olayı incelediğinizde aslında bunun bir “elde var sıfır” oyununa benzediğini göreceksiniz hatta komisyon ödeme nedeni ile bahisçiler için, elde var eksi. Mevcudun sadece el değiştirmesi ile yekün toplam her zaman sabit kalır. Sadece bir taraftan bir tarafa aktarma ile paralar yeniden dağıtılmış oluyor. Birinin kazancı öbürünün kaybı demek.

Meşhur matematikçi von Neumann tarafından geliştirilen oyun teorisinin konusu olan “Elde var sıfır” oyunu, kumar, satranç, tenis ve finans piyasalarında da karşımıza çıkıyor. Ticari anlaşmalardaki kazan-kazan veya savaş durumunda kaybet-kaybet durumundan farklı olarak burada kaynakların el değiştirmesi mevcudun miktarında değişiklik yaratmıyor.

İşte burada rant gelirinin ülke ekonomisine faydası konusu gündeme geliyor ve tabiki profesyonellerin sorumluluğuna. Rantçılığı kısaca bir birey veya kuruluşun, servet yaratma yoluyla topluma fayda sağlamaksızın ekonomik kazanç elde etmek için şirket, örgütsel veya bireysel kaynakları kullanması şeklinde tanımlayabiliriz. Örneğin bir kişinin evini kiralama veya arsasını satması topluma bir fayda getirmez iken kendi maddi durumunu geliştirir veya bir siyasinin, parti olanakları ile rüşvet veya ayrıcalık alması da aynı bağlamda değerlendirilebilir.

İçten yanmalı motor teknolojisi

Paranın veya malın bir elden bir ele geçmesi toplum geneline fayda getirmez iken yeni bir ürün yaratmak (araba motoru, kağıt, antibiyotikler) veya olanın daha verimli kullanılması (örneğin daha az yakıt tüketen bir araba motoru, kağıt mektup yerine elektronik posta) topluma fayda sağlarken ekonomik gelişmenin de önünü açacaktır.

Bir üniversite toplum yararına birşeyler üretmesi veya üretecek olanları yetiştirmesi halinde “elde var sıfır” oyununun dışında sayılabilir.  Bir ev sahibinin evini kiralaması ekonomiye değil, sadece ev sahibine faydası olur. Devletin ise böyle rantçı bir modele teşvik veya avantaj sağlayacak çalışmalar içinde olması belli bir zümreye fayda sağlarken bu oyunun dışında kalanların gittikçe zor koşullar altında eşit olmayan bir oyuna, devlet eliyle zorlanması demektir. Örneğin özel bir üniversite kendi eliyle ve devletin olanakları ile yurtdışından öğrenci getiriyor ise bu öğrenci üzerinde hiçbir sorumluluğu yok mu? Devlet öğrencinin yeni yaratacağı riskler olan güvenlik, sosyal, sağlık ve fiziki altyapı risklerinden sorumlu iken öğrenciden direkt para alan üniversite ve öğrenciye yurt/ev kiralayanın bu riske dahil olmaması adil midir?

Veya olaya şu şekilde bakalım. Bir siyasinin devlet adına aldığı karar ile tüm toplumu zarara uğratmasında devlet mi sorumludur, siyasetçi mi yoksa sistem mi? Hayali iki kurum olan devlet ve sisteme topu atarsak siyasiler her zaman aynı zararı hiç düşünmeden verecektir ama eğer onları da her aldıkları karardan dolayı direkt sorumlu tutar ve cezai yaptırım getirirsek o zaman hem sistem, hem de devlet düzelecektir. Devletin yarattığı avantajlardan hiçbir sorumluluk duymadan faydalananlar biraz bet işinde komisyon alan bahis şirketlerine benzemiyor mu?