Döviz krizi bitti mi?

Köşe yazısı yazmaya başlayalı iki buçuk sene olmuş. İlk başlarda daha çok, ilginç konuları derlemeye çalıştım ama zamanla ekonomik durumun kötüleşmesine fena takmışım ki bazı arkadaşlar “içimiz kararıyor” diye takılıyorlar artık. Şikayetçi değilim. Hatta keşke uyardığımızda birileri dinlese ve önlem alsaydı da hala daha aynı konular hakkında yazmaya devam etmeseydim. Sonuçta yanlış politikaların sonucunu ya hemen ilgili ayda görüyoruz veya çocuklarımızın gelecekteki hayatını çok zora sokuyoruz.

Döviz ile ve ısınan ekonomi ile ilgili son yıllarımda çok yazdım (1 2 3 4 …) ve her ani döviz çıkışında “Şimdi ne yapacağız?” diyenleri döviz tekrar yatıştığında ortalıkta görmüyoruz. Yıllardır sorunun kökü yerine nabza göre şerbet öneriler ile, ta ki döviz artışı halk tarafından içselleştirilene kadar konuşanlar olmuştur.

Son 4 seneyi incelerken günlük şoklar yerine haftalık net artışlara odaklanmayı tercih ettim (Üssel hareketli ortalamayı kıran haftalara). Buna göre Temmuz-Eylül 2015 arası neredeyse her haftayı Dolar artıda bitirmiş. 2016 Mayıs ve Temmuzda haftalık şok net artışlar görmüşüz. Ekim 2016-Ocak 2017 arası ise dolar kuru yine neredeyse her haftayı artıda bitirmiş. Eylül-Kasım 2017 arası yine aynı. Mart-Mayıs 2018 arası net artışlara rağmen son Mayıs ayı felaket ayı gibi artışlar görmüş.

USD-TL 2014-2018 haftalık

Herşey normale döner mi? Böyle bir öngörü de bulunmak zor ama bazı veriler tehlikenin büyüklüğünü göz önüne almamız gerektiğini gösteriyor. TL’deki kırılganlık dolarizasyon dediğimiz (kısaca ekonominin dolar temelli varlıklarla dönmeye başlaması-KKTC’de sterlinizasyon) şekle bürünmesinin artması neticesinde dolar cinsi borçla iş yapanların, artacak olan dolar faizine karşı olan kırlganlığıdır. Büyüme demek enerji tüketimi demek olduğundan 80 dolarlara yanaşan petrol fiyatlarının aşırı miktarda borçla enerji ithal eden Türkiye’nin daha da zor durumda kalmasına neden olacak gibi.

2014-2018 Brent petrol fiyatı haftalık

Bunlar orta ve uzun vade. Kısa vadede ise karşımıza ödenmesi gereken 180 milyar dolarlık dış borç çıkıyor. Bunun 100 milyarı bankaların, 65 milyarı ise özel firmaların.  Üstüne bir de 50 milyar dolarlık bu seneye ait cari açık var (kısaca bütçe açığını kapatmak için bulunması gereken bir para ki sonraki seneye bütçede para olsun).

Türkiye dış borç ve mevcut rezervler

Bugüne kadar borçlar ödenmedi mi? Ödendi tabiki. Ama burada sorun bu kadar doları satın almak isteyen kişilerin ihtiyacını karşılayabilecek büyüklükte Merkez bankasının rezervi yok. Altın hariç rezervleri 85 milyar dolar (30 milyarı merkezin kendi rezervi). Yani talebi karşılamaya yetmez. Peki eldeki altınları da satsa? Ne yazık ki altın stoğu bütün artırma çabalarına rağmen 24 milyar dolar seviyesinde.

Merkez bankası rezervleri ve dağılımı yıllara göre

Peki merkezden alamazlarsa nereden alacaklar? Ya tekrar borçlanma veya içeride doları olanlardan. Tekrar borçlanma yükselen faiz ve risk primi yüzünden pahalı iş. İçeride para ise özel ve tüzel kişilerin banka hesaplarında bulunan 163 milyar dolar olarak karşımıza çıkıyor. Bu insanlara “gel ben sana TL vereyim elindeki doları bana ver” derseniz herhangi bir mecburiyeti olmadığından sizin acil ihtiyacınızın olduğunu bilmesi pazarlığa neden olacaktır. Kısaca yükselen dolar kuru.


Peki TL nasıl dolara karşı güç kazanır? Ne yazık ki enflasyonist bir ortamda tek şans yüksek hem de bayağı yüksek cazip bir TL faiz oranı ile. Bu biraz ortalık durulana kadar işi çözer ama kalıcı olursa zincirleme yatırımların durmasına, stokçuluğa ve tabiki hiper enflasyona gider. Bütün bunlar atlatılsa bile ABD’nin dolar faizlerini hızlı artıracak olması sadece TL’nin değil bütün hassas para birimlerine çöküşe neden olacaktır. Hazır mıyız?