Büyük yalan

Adolf Hitler “Kavgam” adlı kitabında şöyle bir iddiada bulunur: “Büyük yalanlarda her zaman belirli bir güvenilirlik gücü vardır; çünkü bir ulusun geniş kitleleri, duygusal doğasının daha derin katmanlarında, bilinçli veya gönüllü olarak her zaman yolsuzluğa daha çok yatkındırlar; böylece akıllarının ilkel sadeliğinde, küçük yalanlardan çok, büyük yalanların kurbanı olurlar. Çünkü kendileri küçük olaylar için küçük yalanları sıklıkla kullandıklarından, büyük bir yalan başvurmanın utancını taşıyamazlar. Devasa büyüklükte sahtekarlık üretmek asla akıllarına gelmez ve başkalarının gerçeği bu kadar ahlaksızca bozma konusundaki küstahlıklara sahip olabileceğine inanmayacaklardır. Bunu kanıtlayan gerçekler, akıllarına açık bir şekilde getirilse de, kuşkularından kuşkulanmayacak ve başka bir açıklama olabileceğini düşünmeye devam edeceklerdir.

Evet uzun bir giriş oldu ama bu aslında hayatımızın her alanında başkalarının akıl dışı olduğunu bildiğimiz halde yalanlarına niçin güvendiğimizi bir şekilde açıklıyor.

Gerek ekonomi, gerekse sosyal düzenin lider vasfındaki kişiler tarafından manipüle edilmesi kaçınılmaz iken toplumun bireylerinin bunun farkında olması büyük bir emek ve dikkat gerektiriyordur. Bireyler toplumsal konular üzerine kendinin emek harcayıp tasalanıp düşünmesi yerine, bu yükü başkasının almasına sessiz kalması veya desteklemesi gayet doğaldır.

Bu yüzden bu sahte güven ile bireyler, politikacıların çok büyük yalanlar söylemesine akıllarının bir yerinden inanmasalar da kafa yormaktan/işin aslını araştırmaktan kaçınmayı ve “ben bu kadar büyük yalan söyleyemiyorsam heralde o da söylemiyordur” şeklinde kendini telkin etmeyi tercih ediyordur.

Örneğin Trump’ın işsizliğin sebebi olarak Meksika’lı göçmenleri göstermesi veya Obama’nın 2008 finans krizinden çıkmanın tek yolunun aç gözlülükleri nedeni ile aşırı riske girip krizin çıkmasına neden olan bankalara devletin olayın mağduru vatandaşın vergileri ile ödenecek olan devletin parasının  verilmesini göstermesi büyük yalanlarla örnektir. Sadece ABD’de değil, bütün ülkelerde siyasiler belli çıkar gruplarına yadım etmek için hiç çekinmeden akıl almaz yalanlara başvururlar.

Medyanın da aracı olması ile halk en sonunda bu yalanların gerçek olduğuna o kadar inanır ki liderinin yalanı artık hayatının tek gerçeği olur. ABD’de göçmenlere karşı başlayan düşmanlık işte böyle ateşlendi. Bu yalan için göçmenlere ateş eden öldürmeye çalışanlar varken öbür tarafta ABD’nin en zengin insanı Amazon’un sahibi Jeff Bezos (112 milyar dolarlık servet sahibi), 5.6 milyar dolarlık şirket gelirine rağmen ABD devletine 0 dolar vergi ödemiş geçen sene. 2008 finans krizi her ABD’li aileye 50-120 bin Dolar arası maliyeti olmuş iken kriz sorumlusu banka çalışanları ise o sene inanılmaz artışlarla bonus maaşlar almışlar.

Finans krizinin doğrudan maliyetleri

Meşhur yazar Tolstoy’un “Bir adamın ne kadar toprağa ihtiyacı vardır?” adlı eseri aç gözlülük üzerine güzel bir hikayedir. Hikayede Pahom adlı köylü, 1000 rubleye bir günde güneş doğana kadar ne kadar arsalık yeri kazarak işaretlerse kendisine ait olacağı bir bahse girer. Hiç durmadan ileriye doğru “hep daha fazla almalıyım” diyerek kazan Pahom, güneş doğmadan geri dönmek zorunda olduğu için güneş doğarken geri koşar ama yorgunluktan oracıkta ölür. Ve sonunda yardımcısı tarafından sadece 3 arşınlık toprağa gömülür. Tolstoy da “Bir insanın aslında ihtiyaç duyduğu toprak sadece 3 arşın” diyerek hikayeyi bitirir. Bütün büyük yalanlar, aç gözlülüğümüzün sonucu belki de. Elimizdekinin kafamızdakine yetmemesi ve bazılarının aç gözlülüğünün diğerlerine göre hastalık seviyesinde olması değil mi? daha büyük yalanların çekinmeden söylenmesinin nedeni. İşte bu yüzden aklınıza yatmayan her şeyi kendiniz öğrenin, büyük yalan söyleyenin arkasında ne gibi çıkarı var bir düşünün. İyi haftalar