Oz büyüsücü : Merkez bankaları

Para nasıl yaratılıyor? diye sorsam belki de herkes diyecektir ki devletin kendi parasını basması sayesinde. Aslında bir çok ülkede devlet para basmıyor. Onun adına yetki almış olan merkez bankaları para basıyor ve normalde devlete, devletin borç senedi karşılığında bu parayı veriyorlar. Merkez bankası devlet değil mi? O kısmı çok büyük bir muamma. Neden mi? ABD, Japonya, İtalya, Yunanistan ve Güney Afrika’da örneğin bankalar birliği gibi özel ellerde. Devlet kontrolünden sorumlu.

Merkez bankaları para basma dışında bankaların para yaratma sürecinin de kontrolünü sağlıyor. Para yaratma mı? Elbette bankalar kredi arayanlara borç vererek para yaratıyorlar. Nasıl mı? Elinizdeki birikimi bankaya yatırdığınızda banka sizin adınıza -alacak, kendi adına da -borç yazar defterlerine. Borç aldığınızda ise banka sizin borç senedinizi -alacak hesabına yazar. Size de aldığınız borç tutarı kadar hayali bir mevduat hesabı açar aynen bankaya para yatırmışsınız gibi. Böylece aslında çifte kayıtla piyasadaki para miktarı iki katına çıkmış oluyor. İnanmıyor musunuz? Bu sistem neredeyse dünyadaki bütün para arzının %97’sinden sorumlu. Ülkemizde bile şu an 725 milyon TL fiziki paraya karşılık 24.5 milyar TL’lik para bulunuyor hesaplarda. Tamamen şans ki oran %97’e denk geliyor neredeyse. İngiltere mi? %97, ABD %97.5 ve Türkiye %93. Kısaca basılı para miktarının çok üzerindeki miktarı bankalar kredi yoluyla yaratmış.

Farz edelim gelişmekte olan bir ülke, yabancı bir ülkeden veya uluslararası bankalar birliğinden borç almak istesin. Yabancı, o ülkeye kendi ülkesinin bir bankasında yine kendi ülkesinin para birimi cinsinden bir alacak hesabı açar (Örneğin ABD, bir ABD bankasından Kenya’ya dolar hesabı açarak borç verebilir). Böylece yaratılan para yurtiçinde kalır. Dolar yurtdşına gitmez. Euro AB dışına çıkmaz, Sterlin de İngiltere dışına. Peki borcu alan bu dövizi bozup yerli para almak isterse? Bu durumda da yine yerel bankacılık sisteminde yine çifte kayıt yöntemi ile para yaratılmış olur. Bir de kendi parasına ihtiyacı varsa idi niye gidip yabancıdan döviz cinsi borç alsın? Kur riskini taşıma sorumluluğu borç alana veriliyor. Bu yüzden borç alan gelişmekte olan ülkeler güçlü döviz kuruna sahip gelişmiş ülkelerin kontrolüne giriyorlar. Sonuçta veren el alan elden üstündür.

Merkez bankaları nasıl çalışıyor? merkez bankaları sıradan vatandaştan uzakta, bu kredi verme işlerini neredeyse gizlice bankalar ile görüşerek düzenliyor. İşlevleri arasında çok söylenen para politikası araçları (faiz oranları gibi) da var. Günlük veya aylık faizleri değiştirerek para arzını veya ekonomik büyümeyi düzenliyor demek aslında yanlış.

Kısa süreli fazi değişimlerinin etkisini ekonomide görmenizin zaman alacağı kesinken bir kısa vadeli hareket ile ekonomiyi düzelttim demek abes. Bu sadece bankaların kazançlarını düzenleme hareketi sadece. Ekonomik büyümenin faiz ile ayarlandığını ispatlayan hiçbir nümerik çalışma yok. Tam tersine ekonomik büyümenin takipçisi faiz oranları – öncüsü değil. Sürekli merkez bankalarının bağımsızlığını savunan, devletin küçülmesini isteyen IMF, Dünya Bankası gibi kuruluşlar acaba ne için uğraşıyor? Siz bankaların veya yabancı ülkelerin, elinde değerli sermayesi olmayanla ilgileneceğini sanıyor musunuz? Yani yatırdığı parayı geri alamayacağı işe girer mi bunlar? Buralardan alınan borçlar, verenlerin kendi ekonomisine yarayan (ekonomisine para yaratarak ve faiz kazandırarak), borçlunun ise kaynaklarını tüketen bir sistem.

Peki çözüm var mı? Bu yazı çok sevdiğim yazar Richard Werner’den esinlenmem ile yazılmıştır. Önerileri çok güzel ve inşallah bir sonraki yazımıza. İyi haftalar herkese.