Kredi, faiz ve enflasyon

Dünyanın en büyük yatırım bankalarından JP Morgan geçtiğimiz hafta ABD, AB ve Japonya merkez bankalarının öncülüğünde yapılan “Parasal Genişleme” deneyinin sonucunun kötü olacağı yönünde bir uyarı yayınladı. Deney dediğimiz özellikle 2008 finans krizi sonrası merkez bankalarının öncelikle devlete, sonrasında ise özel sektöre borç senedi karşılığında neredeyse sınırsız miktarda para basıp ellerine tutuşturması ve refah geleceğini umması. Raporda özellikle iki nokta çok önemli. En basit şekilde şöyle diyor: Bol para yüzünden hisse senetleri, bono, ev/arsa gibi varlıkların fiyatları uçtu, şimdi merkez bankaları bu parayı bir şekilde geri toplamak zorunda ve bunu nasıl yapacağını kendi de bilmiyor. Çünkü para toplamak demek bu varlıkların fiyatlarını eski yerlerine ve hatta belki daha da aşağılara itecektir.

Diğer büyük tehlike ise bol miktarda para sayesinde amaçlanan zorda bulunan şirketlere ucuz kredi sağlanması neticesinde zayıf, üretimle alakası olmayan şirketlerin de bir şekilde kurtulması veya aşırı şişmesi. Para geri çekildiğinde bu şirketler ancak daha yüksek borş faizleri ile yaşayana birer zombi olacaklardır. O da ancak yeni kredi bulabilirlerse. Bu son madde ile ilgili emareler son zamanlarda hem Türkiye’de hem de KKTC’de kendini göstermeye başladı. Türkiye’nin 2000 sonrası parlayan şirketleri bir bir batıyor veya batmamak için bankalar ile yeni kredi şartları için pazarlık ediyorlar. Örneğin Türkiye medyasında geçen haftalardan bir haber şöyle diyor: “Bankacılık sektöründe 29 Haziran’da biten haftada batık kredi hacmi 3.7 milyar lira sıçrama yaptı. Haftalık bazda değerlendirildiğinde 15 yılın en büyük yükselişi gerçekleşti. Böylece, brüt takipteki kredi tutarı ise 72.5 milyar liraya ulaştı.

Türkiye’ye gelen yatırımlar

KKTC’de de etrafımıza baktığımızda yeni açılan mağaza/dükkan’dan fazla kapanan işyerleri ve üstlerinde “Devren Kiralık/satılık” afişlerini görmekteyiz. Paranın öncelikle gelişmekte olan ekonomilerden çekilmesi o ülkelerde ilk faizleri yükseltecektir çünkü yabancı sermayeyi ülkede tutabilmek için neredeyse çıkmak zorunda kalan bu yabancı sermayeyi cazip teklifler ile (yüksek TL faizi) ülkeden çıkışını geciktirmek gerekiyor. Burada “aman lütfen çıkmayın” dediğim düşünülmesin, nereye giderlerse gitsinler ama bu şekilde muhtaç bir yapıyı oluşturan kişilerin bundan etkilenmeyip sadece alttakilere zarar verecek olmasından dolayı korkuyorum.

Faizlerin ilk başta artması iş yapan/yatırım yapmak isteyen veya borcu olan kişilerin de hiç suçları yokken yeni faiz oranlarına muhatap kalmalarıdır. Doğal olarak bu yeni faiz yükünü fiyatlara yansıtacakları için enflasyon da arkasından gelecektir. Enflasyon ile mücadele için daha fazla TL’nin piyasaya sürülmesi ise enflasyonu daha da yukarılara çekecek veya uzun süre kalıcı yapacaktır.

Burada esas tehlikede olanlar düşük faiz ve bol para ortamından ilk yararlanan, deyim yerinde ise “cukkalarını doldurmuş” olanlar değil, bu işe çok geç girenler veya hiç fırsat yakalayamayanlardır. Onlar için önlerinde hem yüksek faiz, hem de enflasyon kalmıştır. Gelirleri ise yerlerde sürünür hale gelecektir. Bunun için devletin akılcı olması gerekmektedir. Piyasada olan herkesin kendi çıkarı için çabalayacağını düşünürsek düzenleyici olarak ortada bir tek devlet kalır. Devletin içindekiler de kendi çıkarları için koşturursa veya olan bitene izleyici olursa sonunda halkın bir kısmını çok kötü günler bekleyecektir. Ama ne yazık ki 1980-90 ve 2000’lerin başında olduğu gibi bu silsileden de tokatı yiyecek bu kesimi kimse bırakın hatırlamayı görmüyor, varlığını bile bilmiyor. Herkese bol kısmet ve şans dilerim şimdiden. İyi haftalar…