Ekonominin esas aktörü

Klavye bankacılığı

Bankaların para yaratma özelliği var mı? konusu üzerine üç farklı görüş bulunmaktadır. Bunlardan en günceli olan 1960’larda başlayan bankaların “finansal aracılık rolü” ile para yarattıklarıdır. Kısaca müşterilerden topladıkları mevduatları krediye ihtiyacı olanlara aktararak aracılık üzerinden gelir elde etmesidir. Yani toptancıdan, çiftçiden mal alıp müşterilerine üstüne biraz kar koyarak satan sıradan bir bakkal gibi.

İkinci görüş ise 1930-1960 arası baskın görüş olan “Kısmi rezerv bankacılığı” görüşüdür. Buna göre bankacılık sistemi tek bir bütündür ve tek başlarına para yaratamazlar ama bir bütün olarak birbirleri arasında para transferleri ile merkez bankasının belirlediği kısmi rezerv oranı ile para yaratmaktadır.

Nasıl para yaratılıyor?

Örneğin bir bankaya 100 TL yatırdığınızda bunu alan banka krediye ihtiyaç duyan başka bir müşterisine merkez bankasının belirlediği sınır olan “zorunlu rezerv oranı” miktarı kadarını 100 TL içinden sigorta olarak tutar geri kalanı kredi olarak verir. Bu krediyi alan müşteri başka bir bankaya bu parayı yatırdığında bunu alan diğer banka da aynı mantıkla bir miktarı sigorta olarak tutar kalanı kredi olarak verir. Böylece 100 TL bankalar arasındaki yolculuğu boyunca katlanarak gider. Ülkemizde bu merkez bankasının zorunlu rezerv oranı mevduatın vadesine göre değişmektedir. Türk lirası için ortalama %6 dersek bankacılık sistemimizin 100 TL’den üretebileceği para miktarı 1,666 TL’dir. Kısaca 100 TL nakitin bir bankaya yatırılması teorik olarak bankacılık sistemimizde 16 katı kadar para yaratmaktadır. İnanılmaz değil mi?

KKTC mevduat ve Kredi değişimi 1996-2018
KKTC mevduat ve Kredi değişimi 1996-2018 (USD)

Üçüncü görüş ise en eski görüştür. Her bir bankanın, mevduattan ya da merkez bankasından ödünç alarak krediye kaynak üreten bir mali aracı olmadığına, bunun yerine kredi miktarını hiçbir şeyden yarattığını öne sürmektedir. Bu görüş, bankacılığın kredi yaratma teorisi olarak adlandırılacaktır. Bildiğimiz gibi kağıt paranın basım ve tedavüle sürme tekeli merkez bankalarındadır. Bankaların kredi yoluyla para üretmesi elbette muhasebetik kayıtlar üzerindedir. Örneğin 2008 yılı başında KKTC’de bankacılık sisteminde 5.2 milyar TL vardı. Eylül 2018’de bu rakam 30 milyar TL’ye ulaşmıştır. Çok büyük bir zenginlik artışı gibi duruyor. Ama ülkedeki kağıt nakit miktarında değişim miktarı sadece 500 milyon TL. Yaklaşık 25 milyar TL para görüleceği üzere sadece kayıtlar üzerinde.

En gerçekçi açıklama

Peki bu nasıl oluyor? İşte en eski görüş bunun açıklanmasında diğer görece daha yeni teorilerden daha iyi bir açıklama sunuyor. Örneğimize geri dönersek bankaya 100 TL nakdi, mevduat hesabınıza yatırdığınızda banka bunu kayıtlarına 100 TL müşteriye borç olarak yazar, 100 TL’de kasa hesabına alacak yazar. Böylece kasasında 100 TL olduğunu ve müşterisine de 100 TL borçlu olduğunu kaydeder. Yeni bir müşteri 100 TL kredi almak için bankaya geldiğinde bu müşteriye bir sözleşme imzalatılır (Bu arada ülkemizde bu sözleşmenin kopyasını almak neredeyse mucizedir). Bu borç sözleşmesi banka için borç senedi statüsündedir. Bunu kayıtlarına müşteriden alacak olarak yazar. Kredi alan müşterisi için de muhasebe kayıtlarında eşitlik sağlamak için kredi alan müşteriye bir mevduat hesabı açar ve sözleşmedeki kredi miktarı kadarını bu hesaba borç olarak kaydeder. Aynı mevduat hesabı açtığınızda sizin için yapılan kayıt gibi. Şu an bankanın hesaplarına baktığınızda göreceksiniz ki 100 TL’lik yatırım sayesinde bankadaki mevduat toplamı 200 TL olmuştur.

Bu zincirleme hareketler sonunda bankacılık sistemindeki mevduatlar katlanarak artarken nakit miktarı çok az değişmektedir. Bu yüzden bankalar çok az gerçek para ile kaydi olarak çok miktarda kredi yaratıp karlılıklarını gerçek paranın çok üzerinde artırabilmektedir.

Üniversitelerde öğretilen ekonomi bir propagandadır. Gerçek hikaye çok farklıdır

Richard Werner