Risk paylaşımı nasıl olmalıdır?

Milattan önce 1795-1750 arasında yaşamış olan Hammurabi’yi belki duymuşsunuzdur. Babil İmparatorluğu’nun bilge kralı Hammurabi, Yunanlı filozof Platon’un tarif ettiği ideal yönetici, yani bilgiyi seven, tutarlı ve basit hayat yaşayan ‘filozof kral’ örneği olabilecek bir kişilikti diyebiliriz. Bu bilge kralın tarihe en önemli katkısı herhalde, “Hammurabi Kanunları” diye bilinen ve ülkesinde her hak/haksızlık konusunu kapsayacak şekilde uyguladığı hukuk kuralları dizisi olmuştur.

Hammurabi Kanunları’nın bence en önemlisi olan 229. madde şöyle der: “Bir ev yapıcısı başkası için ev yapar ve düzgün yapmadığı için ev yıkılır ve ev sahibinin ölümüne neden olursa cezası ölümdür.” Burada, insanların eylemlerinin neticesinin sadece fayda kısmına (örneğin işten elde edilen kar, gelir) sahip çıkıp zarar ve riskleri ise başkasının üstüne yıkamayacağı kanuna bağlanmaktadır. Yani yaptığınız bir işten ya da alınan kararlardan dolayı başkalarına zarar vermeniz halinde bu zararı üstlenmenizin adaletin gereği olduğu prensibini insanlar günümüzden 3700 yıl önce düşünüp kanun haline getirebilmişlerdir.

Öte yandan, günümüz dünyasına baktığımızda, kurallar, düzenlemeler ve uygulamalar o kadar karmaşıklaşmış durumdadır ki, kendi hatası olmadığı halde zarara uğrayan sıradan insanlar çoğu zaman hakkını arayamaz ve başına geleni mecburen çeker durumda kalmaktadırlar. Bu ise, böyle durumlardan fayda sağlamak için fırsat kollayanların iştahlarını kabartıp daha çok kar hevesiyle ve artan bir sorumsuzlukla başkaları için daha da büyük riskler taşıyan işlere girmelerini teşvik etmektedir. Bu bağlamda akla gelen en güzel iki örnek, daha önce de yazdığım gibi, bankalar ve siyasetçilerdir.

Paramızı bankaya yatırdığımızda birikimlerimizi güvenceye aldığımızı düşünürken aslında kendimizi tanımadığınız kişilerin (yani banka sahibinin ve çalışanlarının) insafına bırakmış oluyoruz. Banka paramızı, belki bazılarımızın hayalindeki gibi, bize özel bir kasanın içinde ipek kumaşa sarılı bir şekilde saklamıyor. Hatta paramız, neredeyse biz daha bankadan çıkmadan, hiç tanımadığımız birinin cebine girmiş olabilir. Paramızı geri istediğimizde, işlerin iyi gittiği zamanlarda gidip bankadan çekebiliriz.

Ancak kötü zamanlar geldiğinde (1974’teki Kıbrıs Liraları konusunu, 2000-2001 yıllarında batık bankalar krizini hatırlarsınız), paramızın ne yazık ki ipek kumaşlar içinde saklanmadığını anlarız. Bu gibi durumlarda ortaya çıkan zararı kimin ödediğine baktığımızda, bunun genelde banka sahibi olmadığını görüyoruz. Yukarıda değindiğim iki örnekte bedeli ödeyenler Türkiye devleti ve dolayısıyla Türkiye’nin vergi veren halkı ile mudiler oldu). 2007-2008’deki küresel finans krizinde ABD’de ve Avrupa’daki batık banka paralarının faturası da sıradan vatandaşa yeni vergiler olarak çıkarıldı.

Komşumuz Güney Kıbrıs’ta ise 2012-2013’teki bankalar krizinde müşterisinin parasını riskli işlere yatıran bankanın zararı, AB’nin kararı ile, müşteri paralarından yani mevduat sahiplerinden kesildi. Suçu ne idi bu insanların? Geçenlerde yayınlanan ve AB’ye güveni ölçmek için yapılmış olan bir anketin sonuçları, Brexit kararı alan İngiltere’den sonra AB’den çıkmaya en hazır toplumun Güney Kıbrıs olduğunu gösteriyor. Son Eurobarometer araştırmalarında “Avrupa Birliği’ne girmek ülkesine zarar getirdi” diye düşünenler sıralamasında ikinci ülke Güney Kıbrıs. Kısaca halk ödedği cezadan pek memnun değil. Haksız mı bu insanlar sizce?
Aynı risk paylaşımı sorunu siyasilerin aldığı kararlarda da görülmekte.

Geçtiğimiz Cumartesi günü Fransa’nın başkentinde yaklaşık 300 bin kişi Fransız hükümetini akaryakıt vergileri yüzünden protesto için sokaklardaydı ve protestolar sanırım hala devam ediyor. Bugüne kadar görülmüş en büyük eylemlerden biri olan protestonun ilginç yanı hiçbir partinin ve sendikanın önderliğinde olmaması, tamamen sıradan insanların “sarı yelekler” olarak organize olması ile başlaması. Şikâyet konusu, son 12 ayda %23 artırılan akaryakıt fiyatları. Petrol fiyatları düşmesine rağmen, hükümetin “daha yeşilci olmak” bahanesi ile akaryakıta yeni vergiler eklemesi yüzünden akaryakıt fiyatlarında düşüş görülmemiş. Hükümetin üstüne üstlük yılbaşında akaryakıta aynı bahane ile başka vergiler de koyacağını açıklaması bardağı taşırmış. Kısaca özetlersek kötü yönetimin/kararların cezası karardan sorumlu olmayanlara vergi olmuş gibi.

Hammurabi’nin kanunları gibi basit kanunlarımız olmalı belki de: Göze göz, dişe diş.