Beynimiz Tokat İstiyor

Birkaç gün önce işyerinden bir arkadaş ile konuşuyorduk. Konu insanların nasıl kolay kandırıldıklarına veya olayları unuttuklarına geldi. Ben de aslında beynimizin önem sırasına göre olayları sıraladığını ve acil olmayanları arka plana attığını düşündüğümü söyledim. Örneğin ilkokul yıllarında kullandığınız kokulu bir silginin kokusunu 30-40 yıl sonra tekrar duyduğunuzda neredeyse yüzde yüz doğruluk ile olmasa da ilkokulda oturduğunuz sıranın yeri ve üzerindeki çizikleri bile hatırlatır. Bu bize aslında olayların beynimizin bir yerinde kayıtlı olduğunu, hatıralarımızda eksilen yerlerini de belki beynimizin ikame eklentiler ile tamamladığını ve ihtiyaç duyulduğu anda olayları tekrar hatırlamamızı sağladığını gösteriyor. Bu bir zayıflık aslında. Beynimiz etrafında gelişen yüzlerce olaydan acil olanları işleyerek, cevap vererek hayatta kalma ihtimalini artırıyor. Çünkü etrafında gelişen her etkiye tepki verecek kapasitede değil beynimiz ve tasarruflu olmak zorunda.

Kimi insan çok zekidir, kimi insan ortalamanın çok altında bir zekaya sahiptir. Yapılan birçok araştırma zekamızın %50 civarında genetik faktörlere bağlı olduğunu, geri kalan faktörler içinde de çevrenin zekamızı belirlemede çok önemli bir faktör olduğunu göstermiştir. Bulunduğumuz ortamda zekamızı etkileyen çevresel faktörler beslenme, aile, çocuğun ev ortamı, eğitim ve öğrenme kapasitesini artıracak olanak ve kaynakların olması başlıcalarıdır. Belki çok duymuşsunuzdur “Çocuğum aklını babasından/annesinden aldı” veya “Bizim ailede herkes mühendis/akademisyen, oğlum zekasını oradan aldı” gibi övünmeleri. Evet belki genetik bir yere kadar önemli ama daha önemli bir kaynak bulunmuş: Ev kütüphanesi. Evet yanlış okumadınız. 2014 yılında 42 ülkede yapılan araştırma okul notlarının yüksekliği ile evde bulunan kitap sayısı arasında istatistiki anlamlılıkta çok güçlü bağ bulunmuş. 2010 yılında 27 ülkede yapılan benzer bir çalışma da aynı sonucu bulmuştu. 2010 yılındaki çalışma sonuçların getirilen bir eleştiri olan “elit sınıfın evinde kütüphane olması normal, bu zaten o ailenin çocuklarının avantajlı statüde başlamasına neden oluyor” karşı çıkımı, 2014’teki çalışma sayesinde çökertildi. 2014 yılındaki çalışma ailesinin maddi durumu iyi olmamasına rağmen evinde kitap bulunan ailelerin çocuklarının notlarının da gerçekten yüksek olduğunu göstermiştir.

Beyin kitaplarla zenginleşiyor

Belki bazılarımız artık evine kütüphane koyup çocuk olup tekrar hayata başlayamayacaktır. Çocuklarına en azından bunu yapabilirler. Peki bu ne sağlayacaktır? Bana göre en önemli katkısı sorgulayıcı, neden sonuç ilişkisini arayacak bireylerin etrafımızda, toplumda daha fazla olmasını sağlayacaktır. Kitap okumak hafızamızda daha çok bilgi küreciği oluşturuyordur. Bu kürecikler (bu kürecik işini atıyorum bu arada, öyle bir kürecik yok) ihtiyaç duyulması anında tekrar tekrar hafızamıza gelip yapılması gerekeni doğru şekilde, en azından işin literatüründe olduğu gibi yapılması/tepki verilmesini sağlayacaktır.

Belki beyin küreciğimizde yer açacak ve ihtiyaç halinde kullanacağımız bir olay anlatayım ve yazımızı bitirelim. Birçok deney yapılmış ve acaba insanların bir şeyin fiyatının ne olması gerektiğine nasıl karar verdiğini incelemişler. Deneylerin neredeyse ortak sonucu şu: Fiyatı bilinmeyen bir ürünün fiyatının ne olabileceği konusunda müşteriye yapılan en önemli manüplasyon “karşılaştırılabilir bir fiyatın da ortamda olması” olduğu bulunmuş. Örneğin ilk ekmek makinesi yapılıp satışa konduğunda neredeyse kimse ilgi göstermemiş. Üretici firma bir psikologtan yardım ister ve psikoloğun önerisi aynı ekmek makinesinden biraz daha küçük ve farklı renkte başka bir ekmek makinesinin de piyasaya daha düşük bir fiyattan sunulması. Bir anda müşteriler ekmek makinelerine saldırmış. Çünkü artık piyasada karşılaştırılabilecek başka bir ürün vardı. Bu hikayeyi beyin küreciğimize yazalım. İhtiyacınız olmayan bir malı belki almaktan kurtarır sizi. İyi haftalar.