Tarihten Dersler

Amerikan Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) belirli aralıklarla arşivinde bulunan gizli belgeleri kamuya açmaktadır. Geçtiğimiz günlerde kamuya açılan bu belgeleri meraktan karıştırırken dikkatimi çeken Kıbrıs’la ilgili olan bir tanesini sizlerle paylaşmak istiyorum. Kıbrıs’ın 1974’ten hemen sonrasındaki genel ekonomik durumu hakkında bazı yerlere/kişilere rapor vermek amacıyla hazırlanmış gibi görünen belge şöyle diyor: “Adanın Türk kuvvetleri tarafından alınan kısmı adanın %38’i kadar olmasına rağmen 1974 öncesi var olan zenginliklerin yarısından fazlası bu bölgelerde kaldı. Ekonomik etkinlik olarak eskiden büyük oranda baskın olan Rumların 1974 yılının ortasından sonra bu bölgelerden gitmeleri teknik ve yönetici vasıflarına sahip kişilerin de bu bölgelerden kaybolmalarına neden olmuştur.”

Raporun devamında ise şunlar yazıyor: “Anavatan ve Kıbrıslı Türkler arasındaki ilişkide bazı belirgin yönler ortaya çıkmaktadır. Kuzey Kıbrıs’ın kendi ayakları üzerinde durabilmesi için Türkiye tarafından adaya yollanan idareci ve teknisyenler azımsanmayacak zorluklarla karşılaşıyor. Her ne kadar Kıbrıslı Türkler Anadolu’dan gelen ortalama bir köylüden daha yetenekli olsalar da yöneticilik ve girişimcilik eğitiminden yoksundurlar.

CIA tarafından yayınlanan rapordan…

Biraz daha eski bir geçmişte, 20. yüzyılın başında, bir İngiliz bir araştırmacı Kıbrıslı Türkler ile ilgili şu ilginç yorumu yapmış: “Kıbrıslı Türkler 1878’de adanın İngilizler tarafından işgalinden beridir İngiliz yönetimini desteklemektedirler. Savaş zamanında bile zor şartlarda İngiliz yönetimine güvenmeye devam etmişlerdir. İngiliz yönetimde kalmaktan başka hiçbir şey talep etmemişlerdir.” 1878 yılında basılmış bir kitapta ise Kıbrıslıların mizacı şöyle tarif ediliyor: “Adanın yerlileri çok konuksever ve sosyal insanlar, belirgin bir şekilde zevklerine düşkünler. Şarabın bol ve ucuz olmasına rağmen ağırbaşlılar. Buna rağmen çoğu vakitlerini ya kahvehanelerde oturarak geçiriyorlar veya adanın birçok yerinde düzenlenen festivallere katılarak eğleniyorlar. Adanın iklimi ağır sanayinin gelişmesine imkân vermiyor.

Kıbrıslılar da sıkı ve aralıksız çalışmayı sevmiyor zaten. Aşırı basit hayat tarzı ve hayatın idamesi için gerekli olan şeylerin ucuzluğu, çalışan sınıfın şımarıklık, tembellik ve uyuşukluk gibi huylar edinmesine neden olmuş ki böyle bir durum başka çoğu ülkenin yıkılmasına neden olurdu. Tabii bu kolaycılığı sevme, aynı zamanda yerli halkta biriktirme huyunu da geliştirmiştir. Hatta çok pintice ve paragözce denebilecek seviyede. Çok çalışıp çok kazanmak yerine kazandıkları az miktarları istiflemeyi tercih ediyorlar…”

Bütün bunları okuyunca insan hem gülüyor hem de üzülüyor. Yukarıda aktardığım bu yorumların gerçekliği hakkında yorumu size bırakıyorum. Fakat yaşadığımız bu topraklarda kendi kendine yeten, üretebilen, ithalatın yalnızca ham madde ihtiyacını karşılamak için yapıldığı bir ekonomi geliştirememiş olmamızın sebebini nerede aramalıyız diye sormadan edemiyorum. Hemen yanı başımızdaki Güney Kıbrıs , iklimini, geçmişini, kültürünü ve hatta genlerini paylaştığımız ve 550 bin kayıtlı seçmeni bulunan komşumuz, 2017 yılında 21,6 milyar dolarlık gayrisafi yurt içi hasılaya (GSYİH) ulaşırken bizim, 190 bin kayıtlı seçmeni bulunan Kuzey Kıbrıs’ın GSYİH’sının 3,9 milyar dolar olması bence düşündürücü. Kişi başına GSYİH’a yapılan katkı bakımından komşumuzun neredeyse yarısı kadar üretkeniz.

Ambargolar mı engel daha fazla ve verimli üretim için? Arpa, buğday üretmek ambargolar yüzünden mi zor da Ocak-Ekim 2018 arasında 22,3 milyon dolarlık arpa ve 9,5 milyon dolarlık buğday ithal ettik? İlginçtir, aynı dönemde 30 milyon dolarlık da içki almışız. Ayık kalmamak için mi acaba? Herkese iyi haftalar.